
Dekadraj Sinema Bülteni - Mayıs'26
Sinema haberleri, güncel gösterimler, gündeme dair film tavsiyeleri ve bizden haberlerle Dekadraj Sinema Bülten sizlerle.

Sinema haberleri, güncel gösterimler, gündeme dair film tavsiyeleri ve bizden haberlerle Dekadraj Sinema Bülten sizlerle.

Genelde görmezden gelinen Doğu Avrupa Animasyonu hem herkesin farkında olduğu Amerikan Animasyonuna ilginç bir alternatif oluşturur hem de kendinden sonra gelecek birçok geleneğin temelinde yatar. Rus Animasyon Tarihinin yazıldığı durumlarda bile genelde bu erken döneme çok odaklanılmaz, oysa bu yılları anlamadan daha sonraki dönemi de anlamak mümkün değildir. Animasyon tarihinin bu kısa dönemi, animasyon tarihinin kalanını anlamaya yaradığı kadar dönemin Sovyet toplumunu ve kültürel değişimlerini anlamaya da yarar.

Sinema haberleri, güncel gösterimler, gündeme dair film tavsiyeleri ve bizden haberlerle Dekadraj Sinema Bülten sizlerle.

Toplumsal sinema yolunda ilerlemek basitçe; sinemayı, insanı kışkırtan ve derinden etkileyen konularla donatmak demektir.

Son yıllardaki festivallere paralel şekilde politik meselelerin daha fazla gündem edildiği ancak bu yapılırken çoğunlukla bireysel deneyim çerçevesinde bir yaklaşım sunulduğu söylenebilir. Umut veren genç yönetmenlerin özgün, alışılmışın dışında filmleri ve sahte belgesel gibi sık rastlamadığımız tür tercihleri hem festivale hem de sinemamızın geleceğine dair olumlu noktalardan biriydi.

Sinema haberleri, güncel gösterimler, gündeme dair film tavsiyeleri ve bizden haberlerle Dekadraj Sinema Bülten sizlerle.

Hammer'ın kamerası, yazılmış tarihin dahil edilmemiş temsillerini kendi perspektifinden gösterebiliyor ve bu görme biçimi beyaz bir erkeğe ait değil, kuir bir kadına ait. Kendisi de Nitrate Kisses hakkında, özellikle sevişme sahnelerini çekerken "sahip olamadığımız tarihi" kayda aldığını hissettiğini belirtiyor.

Ana akımda ve sosyal medyada “suça sürüklenen çocuk” ifadesinin bile suçu ve suçluyu akladığı düşüncesi hatırı sayılır bir yer tutuyor, acı verici olayların ertesinde konu toplumsal kelle avcılığına dönebiliyor, sorunun kaynağını yok sayıp “en üst noktadan”, “yetişkin gibi” yargılayarak sorunun çözülebileceğine sıkça inanılıyor.

Taming the Garden, çok kez tekil ağaçları kadrajın merkezine koyuyor. Bazen -fener ışığı ormandaki dalların üzerinde dolaşırken olduğu gibi- bir bedeni incelermişçesine, bazen omuz arkasından çekilmiş gibi duran çerçevelemelerle ağaçları özdeşlik kurulabilecek karakterler olarak yerleştiriyor. Nihayetinde, köylülerin yaşadığı güçsüzlük ve çaresizliği, acı ve öfkeyi ağaçlar da paylaşıyor.

Bu yıl 76’ncısı düzenlenen festival, özellikle 2024 yılında gerçekleşen olaylar nedeniyle büyük tepki toplamış, 2025 yılına gelindiğinde festivalin boykot edilmesine yönelik çağrılar yapılmıştı. Peki Berlinale, festivalde ifade özgürlüğü kapsamında tartışmalara neden olan tutumunu bu sene nasıl devam ettirdi ve yaşananlar bizlere neleri hatırlattı?

Taptuk sinema, dünyamızı açığa çıkartır. Ona baktığımızda ne kadar az gördüğümüzü tekrar tekrar keşfettirir. İmgeleri gözümüze nakış gibi işler; yeri gelir bir sonraki planda hala gözümüzden gelip geçmiş olanların ışığını taşırız.

Görünür Görünmez; sansür politikalarının her geçen gün arttığı, sansür şiddeti karşısında otosansürün yaygınlaştığı ülkemizde, bir yandan (oto)sansürün yakın tarihine bakıyor, diğer yandan da (oto)sansürün bireysel ve kolektif deneyimlerine odaklanıyor.

Sinema haberleri, güncel gösterimler, gündeme dair film tavsiyeleri ve bizden haberlerle Dekadraj Sinema Bülten sizlerle.

Fransız Sineması için düzenli çalışan olsa olsa yedi sekiz senarist var. Bu senaristlerin her birinin de anlatacak tek bir hikâyesi var ve hepsi “iki usta”nın (Aurenche ve Bost) başarısına erişmeyi arzuladığı için her sene çekilen yüz civarı Fransız filminin hepsinin aynı hikâyeyi anlattığını söylemek hiç de abartılı olmaz: her zaman bir mağdur olur, genellikle aldatılan birisi.

White ailesinin evi, karakterlerin duygusal tonunu yansıtmaz; dönemin tüketim kültürünün vitrini gibi, yaşanmışlığın izlerini taşımayan, el değmemiş, yalıtılmış bir estetikle döşenmiştir. Ev içi mekân yaşanan bir yer değil, bir imajdır. Carol’ın psikiyatrist görüşmesinde kendini “homemaker” olarak tanımlaması da doğrudan bu imajın ifadesidir.
