Dekadraj Sinema Bülteni - Mayıs'26
Sinema haberleri, güncel gösterimler, gündeme dair film tavsiyeleri ve bizden haberlerle Dekadraj Sinema Bülten sizlerle.

Haberler
Yönetmenliğini Özcan Küçük’ün yaptığı Kürtçe film 'Rojbaş' yeniden yasaklandı.
Yönetmenliğini Özcan Küçük’ün üstlendiği, Mezopotamya Kültür Merkezi'nin tiyatro grubu Teatra Jiyana Nû’nun (Yeni Yaşam Tiyatrosu) ilk oyunu 'Rojbaş’ı 25 yıl sonra tekrar sahnelemeye çalışan ekibin hikayesini anlatan film, 2024 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ticari dolaşım ve gösterime uygun bulunmayarak idari kararla engellenmişti. Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği’nin (MLSA) hukuki desteğiyle açılan davada, 2026 yılının başında Ankara 3. İdare Mahkemesi bu kararı hukuka aykırı bularak iptal etmiş, ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı bu iptal kararını istinafa taşımıştı.

MLSA’nın haberine göre Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi, yürütmenin durdurulması talebi hakkında karar vermeksizin doğrudan esasa girerek davayı sonuçlandırdı. Mahkeme kararında, filmde yer alan bazı sahne ve diyalogların “toplumsal hassasiyetleri gözetmediği” ve “toplumda ayrışmaya yol açabilecek” nitelikte olduğu savunuldu. Ayrıca filmde, “PKK’ye yönelik yürütülen terörle mücadelenin haksız olduğu yönünde bir algı oluşturulduğu” ve “devletin yürüttüğü mücadelenin itibarsızlaştırıldığı” değerlendirmeleri yer aldı. Bu gerekçelerle kurulun yasaklama kararını hukuka uygun bulan istinaf mahkemesi, Bakanlığın başvurusunu kabul ederek filmi yeniden yasaklarken; yönetmen Özcan Küçük’ün toplamda 500 bin TL’lik maddi ve manevi tazminat taleplerini de reddetti.
MLSA Eş Direktörü Veysel Ok, istinaf mahkemesinin kararını şu sözlerle eleştirdi: “Mahkemenin ‘toplumsal hassasiyet’ olarak adlandırdığı şeyin ne olduğu açık: Kürtçe. ‘Toplumda ayrışmaya yol açar’ gerekçesiyle yasağı geri getiren bu kararın kendisi ayrımcı bir yaklaşımı yansıtıyor.” MLSA’nın yaptığı savunmaya dikkat çeken Ok, bir eserin tümden yasaklanmasının en ağır müdahale olduğunu ve ancak somut, açık bir tehlike durumunda düşünülebileceğini belirterek, “Bu dosyada ileri sürülen gerekçeler soyut değerlendirmelerden ibarettir,” dedi. Veysel Ok ayrıca, bu tür bir yasağın yalnızca bir filmin gösterimini engellemekle kalmayacağını, ifade ve sanat özgürlüğüne yönelik kalıcı bir müdahale alanı yaratacağını ve bu zararın sonradan telafi edilemeyeceğini vurguladı.

Engelsiz Filmler Festivali 24-30 Nisan tarihlerinde Ankara’da gerçekleşti.
“Bir arada film izlemek mümkün” sloganıyla 2013 yılında yola çıkan Engelsiz Filmler Festivali, bu yıl 24-30 Nisan tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirildi. Festival kapsamında toplam 23 film, sesli betimleme ve ayrıntılı altyazı seçenekleriyle ücretsiz olarak seyirciyle buluştu. Festivalin dünya sinemasında öne çıkan yapımlara yer verdiği Kaleydoskop bölümünde; Dardenne Kardeşlerin son filmi Genç Anneler (Young Mothers), Sergei Loznitsa’nın Sovyet dönemi gizli polis teşkilatı NKVD kumpaslarına karşı verilen onurlu bir adalet arayışını merkezine alan İki Savcı (Two Prosecutors) ve Norveçli yönetmen Dag Johan Haugerud imzalı, bu yıl festivallerde büyük ilgi gören Hayaller (Drømmer) gibi yapımların yanı sıra Lauro Cress’in ilk filmi Sabırsız Kalpler (Ungeduld des Herzens) de izleyiciyle buluştu.
Sinemanın işitsel gücünü ve müziğin hikâye anlatıcılığındaki rolünü odağına alan Oditoryum bölümünde ise bu seneki tek konuk; Charles Aznavour’un hayatını konu alan, yönetmenliğini Mehdi Idir ve Grand Corps Malade’ın üstlendiği Aznavour filmiydi. Festivalin, on beş yapımın yer aldığı Uluslararası Kısa Film Yarışması bölümünde ise dört kategoride ödüller belirlendi. Ankara programını tamamlayan festival, 15-17 Mayıs tarihlerinde Yunus Emre Kültür Merkezi’nde ücretsiz olarak Eskişehirli sinemaseverlerle buluşacak.
Engelsiz Filmler Festivali 2026 Kısa Film Yarışması Ödülleri
En İyi Film: Çukur Havuz (Pit-pool) – Yönetmen: Ana Vučićević
En İyi Yönetmen: Mış Gibi (Pretension) – Yönetmen: Mehdi Mirbagheri
En İyi Senaryo: Ya Bu Gece Burayı Bombalarlarsa? (What If They Bomb Here Tonight?) – Senaryo: Samir Syriani, Nadine Chalhoub Syriani
İzleyici Ödülü: Anka Tüyü (A Phoenix Feather) – Yönetmen: Ronak Jafari

World Cinema Project Sinematek/Sinema Evi’nde
Martin Scorsese’nin kurucusu olduğu The Film Foundation bünyesinde dünya sinemasının az bilinen cevherlerini korumak, restore etmek ve yeniden dolaşıma sokmak amacıyla hayata geçirilen World Cinema Project (WCP), Sinematek’in Nisan-Temmuz programına beş filmlik bir seçkiyle konuk oluyor. WCP kapsamında 2007 yılından bu yana dünyanın dört bir yanından unutulmaya yüz tutmuş 70 film, restore edilerek yeniden izleyiciyle buluşma imkânı buldu.
Farklı ülkelerden sınırlı sayıda izleyiciye ulaşmış ancak sanatsal etkisiyle sinema tarihinde iz bırakmış yapımlardan oluşan seçkide; Küba sinemasının mihenk taşlarından Azgelişmişliğin Anıları (Memorias del subdesarrollo), kendi ülkesinde yasaklanmış ve restorasyonuna kadar "görünmez" kalmış bir başyapıt olan Gündüz Vakti Yıldızlar (Nujum al-Nahar) ile postkolonyal sinemanın çığır açan örneklerinden Kara Kız (La noire de...) öne çıkıyor. Programda ayrıca Tayland sinemasının özgün yönetmeni Apichatpong Weerasethakul’un ilk deneysel uzun metrajı Öğle Vakti Müphem Bir Nesne (Dokfa nai meuman) ve Brezilya sinemasının en önemli filmlerinden kabul edilen Hector Babenco imzalı Pixote: En Güçsüzün Yaşam Savaşı da yer alıyor. World Cinema Project seçkisi Temmuz ayına kadar Sinematek/Sinema Evi’nde izlenebilecek.

İstinye Park İzmir Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nin salon talebini “fayda sağlamayacağı” gerekçesiyle reddetti.
İzmir’de bu yıl 9’uncusu düzenlenen Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali, 24-29 Nisan tarihlerinde sinemaseverlerle buluştu. Ancak festival yönetimi, sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamayla, etkinlik kapsamında İstinyePark Renk Sineması’ndan talep edilen dört seanslık salon kullanımının “fayda sağlamayacağı” gerekçesiyle reddedildiğini duyurdu. Açıklamada, festivalin talebinin reddedildiği aynı gün ve saat diliminde; daha önce kadına yönelik şiddet nedeniyle yargılanmış ve ceza almış bir ismin etkinliğine aynı mekânda salon tahsis edildiği belirtildi. Kadın üretimini ve hikâyelerini görünür kılmayı amaçlayan festival, bu tercihin ticari bir kararın ötesinde, ciddi bir etik mesele olduğunu vurguladı.
Festivalin kamuoyuyla paylaştığı açıklama şu şekilde:
“Kamuoyuna,
İstinyePark Renk Sineması’na İzmir 9. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali kapsamında 4 seanslık salon talebinde bulunduk. Görüşmede, festivalimizin ‘fayda sağlamayacağı’ gerekçesiyle talebimiz uygun görülmedi ve bu bilgi tarafımıza mesaj yoluyla iletildi. Ancak aynı gün ve saatte, kamuoyuna yansımış ve yargı süreci sonucunda kadına yönelik şiddet nedeniyle ceza aldığı bilinen bir ismin etkinliğine salon tahsis edildiğini gördük. Kadın hikâyelerini ve üretimlerini görünür kılmaya çalışan bir festival olarak, bu tercihin sadece ticari değil, açıkça etik bir mesele olduğunu düşünüyoruz.
Bizim tarafımız net:
Vicdanın kadrajından bakmaya devam edeceğiz.”

Akademi Ödülleri’nden En İyi Uluslararası Film kategorisine düzenleme
Akademi yönetim kurulu, bu sezondan itibaren geçerli olmak üzere Cannes, Venedik ve Sundance gibi prestijli uluslararası festivallerde en iyi film ödülünü kazanan İngilizce olmayan yapımların, Oscar’ın Uluslararası Uzun Metrajlı Film kategorisine doğrudan aday olabileceğini açıkladı. 14 Mart 2027 tarihinde düzenlenecek 99. Akademi Ödülleri için hayata geçirilen bu kural değişikliği, jeopolitik nedenlerin önceki yıllarda bazı sinemacıların ülkelerinden resmi onay almasını zorlaştırdığı gerçeğinden yola çıkarak; Akademi’nin küresel sinemayı destekleme ve dünya çapındaki yönetmenlerin geniş kitlelere ulaşmasını sağlama amacı taşıdığı şeklinde değerlendiriliyor.
Yeni düzenleme kapsamında, bir ülkenin seçim komitesi tarafından onaylanmış resmi aday filmler yarışmadaki yerini korumaya devam ederken; Cannes Altın Palmiye, Venedik Altın Aslan, Berlin Altın Ayı, Sundance Dünya Sineması Büyük Jüri Ödülü, Busan En İyi Film Ödülü ve Toronto Platform Ödülü kazananları, bu altı eleme festivali üzerinden yarışmaya doğrudan dahil olabilecek. Ayrıca adaylık sisteminde de değişikliğe gidilerek, filmler artık bir ülke veya bölge yerine doğrudan aday olarak gösterilecek ve ödül, yaratıcı ekip adına yönetmene takdim edilecek. Bu doğrultuda verilecek heykelciklerin üzerinde film adının yanı sıra yönetmenin ismi ve varsa ilgili ülke veya bölge bilgisi yer alacak.

Sinema ve Sahne Emekçileri 1 Mayıs’ta Alanlardaydı
Sine-Sen, Sinema TV Sendikası ve Oyuncular Sendikası, sosyal medya hesaplarından “Sinema ve Sahne Emekçileri 1 Mayıs’ta Omuz Omuza” şiarıyla yayınladıkları ortak açıklamada; sektördeki emekçilerin uzun ve belirsiz çalışma saatleri, güvencesiz ve proje bazlı istihdam, düzensiz ödemeler ve yetersiz iş güvenliği gibi yapısal sorunlarla karşı karşıya olduğunu belirtti. Bu olumsuz koşulların yalnızca çalışanların yaşamlarını zorlaştırmakla kalmadığı, aynı zamanda kültürel üretimin niteliğini de doğrudan etkilediği vurgulandı.
Açıklamada, kamera önünden arkasına tüm sektör bileşenlerinin dayanışma içinde hareket etmesinin hayati önemine dikkat çekilerek , emeğin görünür olduğu ve mesleki hakların korunduğu bir sektör talebiyle 1 Mayıs’ta alanlarda yan yana duracaklarını ilan etti. Açıklamada imzası olan meslek örgütleri olarak, sektördeki emekçileri ortak talepleri yükseltmek amacıyla ortak pankartla yürümeye davet etti.
Açıklamada ortak talepler ise şu şekilde sıralandı:
- Kayıt dışı çalışmaya son verilsin.
- Güvenceli ve sigortalı çalışma koşulları sağlansın.
- Ücretler zamanında ödensin, eşit işe eşit ücret sağlansın.
- Çalışma saatleri yasal sınırlara çekilsin.
- Çocuk oyuncuların çalışma saatleri; yaş aralığına ve eğitim durumuna göre düzenlenmeli, çocuğun her koşulda tüm hakları korunmalıdır.
- Telif ve özlük hakları korunsun.
- İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri eksiksiz uygulansın.
- Çalışma alanlarının denetlenmesi sağlansın.
- Ayrımcılığa, cinsiyetçiliğe, tacize ve mobbinge karşı caydırıcı önlemler alınsın.
Dekadraj'ın Tavsiyeleri
Gündem ve Sinema
1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma günü Türkiye'de ve Dünya'da tüm zorluklara ve engellere rağmen bu sene de büyük coşkuyla kutlandı. Bültenimizin bu sayısında 1 Mayıs'a paralel olarak; Türkiye'den, Arjantin'den, Amerika'dan ve Polonya'dan tarihin farklı dönemlerinde gerçekleşen işçi-emekçi direnişlerinin sinemaya yansımalarını listemize aldık. Tarihsel işçi mücadelesinin farklı yer ve zamanlarda çeşitliliklerini ve özü itibariyle denkliğini ortaya koyan bu dört filmle listemiz sizlerle.

- Karanlıkta Uyananlar (1964) - Ertem Göreç
Vedat Türkali senaristliğini yaptığı, Ertem Göreç’in yönettiği 1964 yapımı Karanlıkta Uyananlar, kentleşmenin ve sanayileşmenin örneklerinin arttığı 60'larda, boya fabrikasında çalışan işçilerin ağır çalışma koşullarına ve patronun baskısına karşı direnişini ve sendikalaşma mücadelesini konu ediniyor. Ajitasyondan propagandaya, örgütlenme sürecinden karşı-devrimci müdahalelere karşı koyuşa kadar işçi mücadelesinin çeşitli yönlerini yalın bir şekilde anlatan film, Türkiye'nin yakın tarihine işçi-emekçi perspektifinden bir tanıklık ortaya koyuyor. Yayınlandığı dönemde Altın Portakal Film Festivali'ndeki gösterimi, filmi protesto eden bir grubun çıkardığı olayların ardından İçişleri Bakanlığı’nın emriyle durdurulan ve gösterimden tamamen kaldırılan film, işçi sınıfını ve sendikal mücadeleyi bu denli doğrudan ele alan ilk filmlerden biri olması bakımından Türkiye Sineması'nda önemli bir yere sahip.

- Salt of the Earth (1954) - Herbert J. Biberman
Hollywood tarafından komünist faaliyetleri gerekçe gösterilerek kara listeye alınan senarist Michael Wilson, yönetmen Herbert J. Biberman ve yapımcı Paul Jarrico öncülüğünde çekilen 1954 yapımı Salt of the Earth, 1951 yılında New Mexico'daki Empire Zinc madenlerinde çalışan işçilerin ağır ve adaletsiz çalışma koşullarına karşı düzenledikleri uzun erimli grevi konu ediniyor. Hollywood stüdyo sisteminin dışında ve tamamen bağımsız olarak çekilen ilk filmlerden biri olan Salt of the Earth, konusu nedeniyle Hollywood film stüdyoları, sendikaları ve dağıtımcıları tarafından filme oyuncu verilmemesi, post-prodüksiyon çalışmalarına taş koyulması ve dağıtım olanaklarının kısıtlanması gibi birçok engelle karşılaştı. Dönemin önemli sinema yazarları tarafından politik yaklaşımı sebebiyle pek takdir görmese de film; hem gerçek işçilere oyuncu olarak yer vermesi hem New Mexico'yu, Amerika'nın uçsuz ve ıssız kırsalını, realist bir şekilde estetize etmesi hem de grev sürecinde kadınların sosyo-politik rolü ve işçi direnişine karşı şirket ve polisin tepkileri gibi döneminin Amerikasının çok ötesinde konuları itibariyle toplumsal sinema açısından oldukça kıymetli bir anlatıyı bizlere sunuyor.

- Demir Adam (Człowiek z żelaza) (1981) - Andrzej Wajda
Andrzej Wajda'nın yönetmenliğinde 1981 Polonya yapımı film, 1980'de Polonya'da gerçekleşen Gdańsk tersane grevlerini ve Lech Wałęsa önderliğindeki Dayanışma (Solidarność) hareketini neredeyse eş zamanlı olarak perdeye taşıyor. Televizyon ve radyo arşiv görüntülerinin kurguyla iç içe geçerek kullanıldığı, özgün bir belgesel gerçeklik anlatısının kurulduğu film, Polonya'da sıkıyönetimin ilan edilmesinden birkaç ay önce, çekildiği 1981 yılında Cannes'da Altın Palmiye ödülünü aldı. Demir Adam, bir yandan Dayanışma (Solidarność) hareketinin zaferini belgelemesiyle övgüler alırken diğer yandan gerçek hikayenin aşırı duygusal şekilde sosyalist gerçekçiliği fazla şiirselleştirdiği yönünde eleştiriler de aldı. Polonya'da sıkıyönetim ilan edildikten sonra film ekibi baskıyla karşılaştı ve yönetmen Wajda filmlerini bir süre yurtdışında çekmek zorunda kaldı. Ancak emek ve iktidar ilişkisini bütünlüklü bir şekilde ele alan film, her şeye rağmen gösterime girdiği sene kısa süre içinde Polonya'da 5 milyon izleyiciye ulaştı.

- The Take (2004) - Naomi Klein, Avi Lewis
Naomi Klein'ın kaleme aldığı, Avi Lewis'in yönettiği 2004 Kanada yapımı The Take, 2001 krizinin ardından Arjantin'deki Carlos Menem hükümetinin IMF'nin kontrolüne girmesiyle yürütülen politikalar neticesinde işsiz kalan Arjantinli işçilerin terk edilmiş fabrikaları işgal ederek kooperatif olarak yeniden işletmesini anlatıyor. Odağına Buenos Aires'teki Forja otomotiv fabrikasını ve işçilerden Freddy Espinoza'yı alan film, fabrika işgaliyle oluşan kolektif üretim, öz yönetim, alternatif ekonomi tartışmalarına ışık tutan pratikleri somut olarak resmediyor. İşçiler fabrikayı çalıştırmak için hem eski patronlarla hem de iflas yasaları ve mahkemelerle mücadele ediyor. Klein ve Lewis, işçilerin örgütlenme sürecini içeriden takip ederek belgesele hem gazeteci titizliğini hem de siyasi yaklaşımı kazandırıyor. Film aynı zamanda IMF'nin dayattığı kemer sıkma politikalarının sıradan insanlara faturasını somut bir fabrika hikâyesine dönüştürmesi bakımından Naomi Klein'ın belgeselden üç yıl sonra yayınlayacağı kitap Şok Doktrini'nin erken bir görsel örneğini de bizlere sunuyor.
Bu ay gösterimde ne var?

- Kayıp Ruhlar Şehri (1983) - Rosa von Praunheim
Almanya'da kuir sinemanın önemli isimlerinden olan ve geçen sene kaybettiğimiz Rosa Van Praunheim'ın yönettiği Kayıp Ruhlar Şehri, kuir müzikallerin uzun tarihinde önemli bir yer tutar. Batı Berlin'in 80'lerdeki yeraltı drag kulüplerinin bir belgesi olarak da izlenebilecek olan bu film 16 Mayıs günü Kino 2026: Alman Filmleri Türkiye'de programı kapsamında Sinematek'te gösterilecek.

- Kibritçi Kız (2017) - Alejo Moguillansky
Arjantinli sinema kolektifi El Pampero Cine'nin kurucularından Alejo Moguillansky tarafından 2017'de yönetilen film Hans Christian Andersen'in masalına modern ve özgün bir yorum getiriyor. Klasikleşmiş hikayeyi opera sahneleme süreci ve El Pampero Cine, ekonomik krizin halk üzerindeki etkileri gibi yeni hikayelerle genişleten film 20 Mayıs çarşamba günü Gündelik, Tuhaf programı kapsamında Pera müzesinde gösterilecek.
Geçtiğimiz ay Dekadraj
- Bu ayın çevirisinde Tevfik Samed Arslan, Jean Vigo'nun "Vers un Cinéma Social" metninin çevirisini bizlere sunuyor. "Toplumsal Sinema Yolunda" ismiyle Türkçeleştirilen metinde genç yaşta kaybettiğimiz usta yönetmen Vigo, sinemanın erken döneminde "toplumsal sinema" tartışması ortaya koyuyor.
- Yazarımız Kerem Mazman, sinema tarihinde çok ele alınmayan Doğu Avrupa Sinema Animasyonunu inceleyeceği yazı dizisinin ilkinde “1953 Öncesi Rusya Animasyonu” yazısıyla bizlerle. Mazman, Sovyet Animasyonunun tarihini Sovyet toplumunun kültürel ve sosyal dönüşümleriyle beraber inceliyor.



