İçeriğe Geç
dekadraj
Gündem

Berlinale’de Neler Oldu? Bize Neleri Hatırlattı?

“Bu yıl 76’ncısı düzenlenen festival, özellikle 2024 yılında gerçekleşen olaylar nedeniyle büyük tepki toplamış, 2025 yılına gelindiğinde festivalin boykot edilmesine yönelik çağrılar yapılmıştı. Peki Berlinale, festivalde ifade özgürlüğü kapsamında tartışmalara neden olan tutumunu bu sene nasıl devam ettirdi ve yaşananlar bizlere neleri hatırlattı?”

Yazan: Berkay Zihni19 Şubat 2026
Berlinale’de Neler Oldu? Bize Neleri Hatırlattı?

Berlinale, diğer adıyla Berlin Uluslararası Film Festivali, son birkaç yıldır olduğu gibi bu yıl da festival kapsamında gündeme gelen politik söylem ve tavırlarla eleştirilerin odağı oldu. Bu yıl 76’ncısı düzenlenen festival, özellikle 2024 yılında gerçekleşen olaylar nedeniyle büyük tepki toplamış, 2025 yılına gelindiğinde festivalin boykot edilmesine yönelik çağrılar yapılmıştı. Peki Berlinale, festivalde ifade özgürlüğü kapsamında tartışmalara neden olan tutumunu bu sene nasıl devam ettirdi ve yaşananlar bizlere neleri hatırlattı?

Festivalin bu yıl aldığı eleştirilerin çoğunlukla “politik seçici” bir tavır sergilenmesinden ötürü olduğu düşünüldüğünde, Berlinale’in tarihsel ve kültürel bağlamda kendini nasıl lanse ettiğine ve dışarıdan nasıl göründüğüne değinmekte fayda var. Sadece Avrupa’nın değil, aynı zamanda dünyanın en “prestijli” film festivallerinden biri olarak gösterilen Berlinale, 1951’den bu yana Berlin’de her yıl düzenli olarak gerçekleşiyor. Dışarıdan bakıldığında festivalin politik eylemliliğe ve sosyo-kültürel çeşitliliğe alan açtığı izlenimi oluşuyor. Kaldı ki, festival kendisini sitesinde yer alan açıklama ile “tüm büyük film festivalleri arasında en politik olan” festival şeklinde tanımlıyor.¹ Ancak bu noktada yeni bir soru ortaya çıkıyor: Hangi koşullarda, nasıl ve kime göre politik? Son yıllarda festival çerçevesinde tartışmaya açılan bu soru, festivalin politik tutumundan ötürü çeşitli nedenlerle tepki toplamasıyla beraber tekrardan gündeme geldi. Peki son yıllarda festivalde neler yaşandı?

2024’ten Bugüne Yaşananlar

Bu sorunun cevabı için çok da geriye gitmeye gerek yok, zira 2024 yılında yaşananlar Berlinale ve özellikle Avrupa eksenli sinema camiası adına bir kırılma noktası oldu denilebilir. 2024 yılında, Almanya’da son birkaç senedir yükselişte olan, göçmen karşıtı bir politika izleyen aşırı sağ parti AfD’nin temsilcilerinin festivale davet edilmesi (alınan tepkiler sonucunda bu davet festival yönetimi tarafından geri çekilmişti)² ve benzeri birçok karar ve söylem gündeme gelmiş, büyük tepki toplamıştı. Bunlar arasında belki de en büyük etkiyi yaratan olay ise festivalin son gününde gerçekleşen ödül töreninde No Other Land filmi ile “En İyi Belgesel” ödülünü alan İsrailli yönetmen Yuval Abraham ve Filistinli yönetmen Basel Adra’nın yaptığı ödül konuşmasında Filistin’de yaşanan soykırıma dikkat çekmeleri, Alman politikacılara soykırıma karşı aksiyon alma yönünde açık çağrı yapmaları ve bu konuşmanın sonrasında yaşananlar oldu. Zira bu konuşmanın ardından Alman medyası ve birçok politikacı bu söylemlerin “antisemitik” olduğunu ileri sürerek yönetmenleri hedef gösteren ifadeler kullandı.³ Öyle ki, dönemin Almanya Kültür Bakanı Claudia Roth, No Other Land filminin yönetmenlerini alkışladığı için eleştirildiğinde kendini sadece İsrailli yönetmen Yuval Abraham’ı alkışladığını söyleyerek savunmuştu.⁴

Görsel Kaynak: Berliner Morgenpost

2025 yılında ise önceki yıl festivalde yaşananları da göz önüne alarak Boycott, Divestment and Sanctions (BDS) hareketi başta olmak üzere birçok sanatçı ve aktivist Filistin’deki soykırıma dikkat çekmek adına Berlinale’ye yönelik boykot çağrısında bulundu. 2024 yılında olduğu gibi 2025 yılında da festivalde ifade özgürlüğünün kapsamı bir tartışma konusu oldu. Festivalin yarışma dışı seçkilerinden biri olan “Queerpanorama” bölümünün prömiyerinde İranlı oyuncusu Erfan Shekarriz’in konuşmasını sahnede okuyan Hong Konglu yönetmen Jun Li’nin tecrübe ettiği durum bunun bir örneğiydi. Alman hükümetini ve diğer birçok kurumu/kuruluşu Filistin’deki soykırımı desteklemekle eleştiren ve “From the river to the sea, Palestine will be free” (Nehirden denize, Filistin özgür olacak) ifadesininin kullanıldığı konuşma hakkında polis soruşturma başlattı.⁵ Sonrasında Berlinale yönetimi 2025 yılında hazırladığı, “Saygı çerçevesinde ve açık diyalog için” başlıklı soru-cevap bölümünde bu ifadenin kullanımında “özellikle dikkatli olunması” gerektiğini ve daha önce Berlin’de bu kullanımın davaya sebebiyet verdiğini belirtti.⁶

Bu Yıl Berlinale’de Neler Yaşandı?

2026 yılına gelecek olursak, her şey Alman gazeteci Tilo Jung’un festival jürisine basın toplantısında yönelttiği bir soruyla başladı denilebilir. Festivalin ilk gününde gerçekleşen basın toplantısında Jung, festival jürisine şu soruyu yöneltti: “Berlinale bir kuruluş olarak İran ve Ukrayna halklarıyla dayanışma gösterdi ancak hiçbir zaman Filistin ile dayanışma içinde olduğunu göstermedi, bugün bile. Bu noktada benim sorum şu: Alman hükümetinin Gazze’deki soykırımı desteklediği ve Berlinale’nin de en büyük fon sağlayıcısı olduğu gerçeğinin ışığında, siz jüri üyesi olarak insan haklarına karşı bu ‘seçici’ tutumu destekliyor musunuz?” Bu soruya ilk yanıtı veren kişi film yapımcısı Ewa Puszczyńska oldu. Kendisi, bu sorunun kendilerine yöneltilmesinin “haksız” bir yaklaşım olduğunu savundu. Burada ironik olan ise Puszczyńska’nın, yakın zamanda büyük beğeni toplayan, Nazi döneminde toplama kampının dibinde yaşayan bir Nazi subayının ve ailesinin kötülüğü sıradanlaştırmasını beyaz perdeye taşıyan The Zone of Interest filminin yapımcılarından biri olmasıydı. Asıl bombayı patlatan ise dünyaca tanınmış ve birçok önemli filme imza atmış Alman yönetmen Wim Wenders’in aynı soruya verdiği cevap oldu. Wenders, soruya “Biz politikanın alanına giremeyiz; politikanın dışında durmalıyız. Eğer politikaya adanmış filmler yaparsak, politikanın alanına girmiş oluruz. Biz politikanın karşı ağırlığıyız. Biz politikanın zıttıyız. Biz halkın işini yapmalıyız, politikacıların değil” şeklinde karşılık verdi.⁷ Bu cevap bir yandan sosyal medyada büyük tepki çekerken, diğer yandan da yönetmenin festival hakkındaki önceki söylemlerini hatırlattı. Dünyaca ünlü yönetmen, 2024 yılında AfD temsilcilerinin festivale davetinin iptal edilmesinden sonra şu sözleri söylemişti: “Berlinale geleneksel açıdan büyük festivaller arasında her zaman en politik festival olmuştur ve şu anda da geri adım atmıyor, gelecekte de atmayacak. Berlinale’i seviyorum çünkü her zaman açıkça konuşuyor ve bir şeyler söylüyor.”⁸

Festivalin ikinci gününe gelindiğinde, Sunny Dancer filminin basın toplantısında gazeteciler arasında tanıdık bir yüz vardı. Bir önceki gün sorduğu soru ve aldığı cevaplar ile gündeme oturan Tilo Jung yine oradaydı. Jung bu sefer oyuncu Neil Patrick Harris’e, icra ettiği sanatı politik olarak değerlendirip değerlendirmediğini sordu. Harris’in cevabı ise “Ben her zaman apolitik olan şeyler yapmaya ilgiliyim” oldu.⁹ Bu cevap bir önceki gün verilen cevapların devamı niteliğindeydi ve festivale, festivalde yer alan sanatçılara yöneltilen tepkilerin büyümesine sebebiyet verdi. Aynı gün yaşanan bir diğer olay ise Hint yazar ve aktivist Arundhati Roy’un festivalden çekilmesi oldu. Roy’un 1989 yapımı In Which Annie Gives it Those Ones filminin restore edilmiş halinin festivalin “Classics” bölümünde gösterilmesi planlanıyordu, ancak jüri başkanı Wim Wenders’in sanatçıların politikanın dışında durması gerektiği söylemleri üzerine Roy festivale katılmayacağını açıkladı ve Wenders’in sözlerine şu şekilde karşılık verdi: “(Soykırımı kastederek) Amerikan ve Alman hükümetleri tarafından destekleniyor ve fonlanıyor –tıpkı birçok diğer Avrupa ülkesinin de yaptığı gibi– ve bu onları suç ortağı yapıyor. Eğer zamanımızın en büyük sinemacıları ve sanatçıları ayağa kalkıp bunu söyleyemiyorsa, şunu bilmeliler ki tarih onları yargılayacak. Şok içerisindeyim ve iğreniyorum.”¹⁰

Görsel Kaynak: celluloidVideo, Youtube

Üçüncü gün ise oklar, festivale Yellow Letters filmi ile katılan Türkiye kökenli Alman yönetmen İlker Çatak’a çevrildi. Basın toplantısında bu sefer önceki günlerde yaşananları kısaca özetleyen gazeteci Jung, özellikle jüri başkanı Wim Wenders’in sözlerini vurgulayarak yönetmen İlker Çatak’a bu sözlere katılıp katılmadığını sordu. Çatak’ın bu soruya yanıtı “Üzerime benzin döküp kendimi sokağın ortasında yakabilirim, yine de politikacılarımız herhangi bir şeyi değiştirmeyecektir. Bu nedenle bir festivali boykot etmek benim için bir soru işareti” şeklinde oldu.¹¹ Çatak’ın festival boykotu ile alakalı bu söylemi bizlere Türkiye’de ve dünyada sansür ve birçok diğer sebepten ötürü geçmişte film festivallerine yönelik boykot çağrılarının geniş kitlelere yayılmasıyla ne kadar etkili olduğunu hatırlattı. Buna festival tarihinden, hatta Berlinale’nin kendisinden örnek vermemiz gerekirse; 1970 yılında 20’ncisi gerçekleştirilen Berlin Film Festivali’nde Michael Verhoeven’in o.k. isimli filmi, Vietnam Savaşı sırasında Vietnamlı bir kadının Amerikan askerleri tarafından toplu tecavüze uğradığı bir sahneyi içermesi sebebi ile festival jürisi tarafından “Anti-Amerikan” olarak nitelendirilmiş ve yarışmadan çıkarılmıştı. Bu durum üzerine jüri üyelerinden Sırp yönetmen Dušan Makavejev karara karşı çıkmış ve filmi ve yönetmen Verhoeven’i savunmuştu. Daha sonra festivalde yer alan diğer yönetmenler de protesto amaçlı olarak filmlerini festivalden çekmişler ve jüri sansür ile suçlanmıştı. Sonuç olarak o sene jüri komitesi dağılmış, hiçbir ödül verilmemiş ve yarışma askıya alınmıştı.¹² Berlinale’in kendi tarihinden gelen bu örnek Çatak’ın sözlerinin aksine aslında boykotun kitlesel bir hâl aldığı durumda gerçekten de bir şeyleri değiştirebildiğini bizlere hatırlatıyor.

Festival kapsamında üçüncü gün başlayan ve sinemacılara yeni projelerini tanıtmaları için olanak sağlayan European Film Market bölümü ile bir kriz daha gündeme geldi. Hazırlık aşamasındaki yeni filmleri Blue Card’ı tanıtmak için bu bölüm kapsamında festivale dahil olması beklenen Sudanlı yönetmen Mohammed Alomda, yapımcı Amjad Abu Alala ve senarist Paula Thabet’in, Kahire’deki Alman Büyükelçiliği aracılığıyla yaptıkları vize başvurusunun reddedildiği öğrenildi. Vize reddinin sebebi ise “göç riski” olarak belirtilmişti. Bunun üzerine festival tarafından ekibe çevrimiçi katılma seçeneği sunuldu. Önce bu teklifi kabul eden ekip, daha sonrasında festivalden çekilme kararı aldı ve yapımcı Alala kararlarını “Bu ülke tarafından istenmediğimiz hissettirilmişken neden uzaktan katılalım ki?” sözleriyle açıkladı.¹³

Tüm bunlar olurken, Finlandiyalı senarist Ilja Rautsi’nin ve yönetmen Hanna Bergholm’un basın toplantısına üzerlerinde Filistin bayrağı ve karpuz bronşu olan kıyafetler ile gelerek¹⁴ Filistin ile dayanışma içinde olduklarını göstermeleri kitle tarafından destek buldu. Ancak yine aynı basın toplantısında oyuncu Rupert Grint’e özellikle Büyük Britanya’da yükselişte olan faşizm hakkında ne düşündüğü sorulduğunda “Açıkça buna karşıyım ama konuşmak için doğru zamanı seçiyorum”¹⁵ şeklinde cevap vermesi hayal kırıklığı yarattı. Zira Grint’in bu cevabı, akıllarda başka bir soru uyandırdı: Eğer herkesin gözlerinin sizin üzerinizde olduğu bir an ve sesinizi dünyanın hemen her yerindeki insanlara ulaştırabileceğiniz böylesine geniş çaplı bir alan bu konular hakkında konuşmak için doğru zaman ve doğru yer değilse, tam olarak doğru zaman ne zaman ve doğru yer neresi?

Görsel Kaynal: Variety

Bu yaşanan olayların medyaya yansıması ve sosyal medyada festivalin eleştirilerin odağı olması üzerine, festival direktörü Tricia Tuttle festival adına bir açıklama yayınladı. Açıklamanın tamamına burada yer vermek mümkün değil ancak tüm metnin özeti niteliğindeki bu paragraf festivalin meseleye yaklaşımını tarif eder nitelikte:

“Sanatçılar ifade özgürlüklerini istedikleri şekilde kullanmakta özgürler. Sanatçılardan, üzerinde hiçbir kontrollerinin olmadığı bir festivalin geçmiş veya mevcut uygulamaları ile alakalı daha geniş kapsamlı tüm tartışmalar üzerine yorum yapmaları beklenmemelidir. Aynı şekilde, onlardan kendilerine yöneltilen her politik mesele hakkında konuşmaları da beklenmemelidir – kendileri aksini istemediği sürece.”¹⁶

Bu açıklama ile festival yönetimi, her ne kadar ifade özgürlüğünü destekledikleri argümanını sunsa da, aslında kimi sanatçıların apolitik olma yönündeki söylemlerini aklıyor ve Filistin’de yaşananları soykırım olarak nitelendirmekten bir kez daha kaçınıyor. Zira sanatçılar üzerinden oluşturulan kitlesel beklentilere atıfta bulunan bu açıklama, sanatçılardan beklenenin aslında apaçık bir insan hakları ihlaline tanıklık ettikleri gerçeğini kabul etmeleri olduğunu göz ardı ediyor. Hatta göz ardı etmekle kalmıyor, soykırımı kabul etmeyen veyahut dile getirmekten çekinen sanatçıların politikayı sinemanın dışında tutma eğilimini kendilerince meşrulaştırıyor.

Öte yandan, yeni filmi Kurtuluş’un dünya prömiyeri için Berlinale’de bulunan Türkiyeli yönetmen Emin Alper, filminin galasında yaptığı konuşmada Gazze’de yaşananları soykırım olarak nitelendirdi ve Wenders’in söylemlerine cevap niteliğinde şu sözleri sarf etti:

“Bu film, bir toplumun nasıl korkunç suçlar işleyebileceğini anlatıyor. İnsanlık tarihi bu tür hikâyelerle doludur. Ve maalesef ki günümüzde de durum aynı. Bugün bizler İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği soykırıma tanıklık ediyoruz. Bu suçları durdurabilecek tek şey dünyadan gelecek güçlü bir tepkidir. Filistin’de soluyoruz. Hükümetlere güvenemeyiz. İster Batılı işbirlikçi güçler olsunlar, ister Batı’nın dışındaki otokratlar olsunlar. Kendimize güvenmemiz gerekiyor. İnsanlar olarak bir araya gelip değişimin gücü olmalıyız.”¹⁷

Son olarak, aralarında Javier Bardem, Tilda Swinton, Adam McKay gibi isimlerin de bulunduğu birçok sinemacı festivalin Gazze’de yaşananlar üzerine konuşmamasını ve sessiz kalmasını bir açık mektup aracılığıyla kınadılar. Festivalin jüri başkanı Wim Wenders’in “sanatçıların politikanın dışında kalmaları gerektiğine” dair söylemlerine bir cevap niteliğinde olan bu açık mektupta sanatçılar şu sözlere yer verdiler:

“Berlinale'yi ahlaki görevini yerine getirmeye ve İsrail'in Filistinlilere karşı işlediği soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarına karşı açıkça muhalefetini belirtmeye ve İsrail'i eleştirilerden ve hesap verme çağrılarından koruma çabalarına tamamen son vermeye çağırıyoruz.”¹⁸

Berlinale’nin Hatırlattıkları

Peki Avrupa’nın ve dünyanın en “prestijli” film festivallerinden biri olarak anılan ve bu yıl 76’ncısı gerçekleştirilen Berlin Uluslararası Film Festivali’nde yaşanan tüm bu olaylar ve sanatçılar tarafından sarf edilen söylemler bizlere neleri hatırlattı?

Sinemanın politikliğine dair tartışmaları düşündüğümüzde şüphesiz ilk akla gelen olaylardan biri; 1968 yılında, dünyanın dört bir yanında öğrenci ve işçi hareketi yükselişte iken, Fransa’da düzenlenen ve yine Avrupa’nın ve dünyanın önde gelen film festivallerinden biri olarak nitelendirilen Cannes Film Festivali’nde Fransız yönetmen Jean-Luc Godard’ın söyledikleri oluyor. O dönem, öğrencilerle ve grevdeki işçilerle dayanışmak ve polis şiddetini protesto etmek için festivalin iptal edilmesine yönelik birçok yönetmen tarafından yapılan çağrıda, Jean-Luc Godard hafızalarımıza kazınan şu sözleri söylüyordu:

“Burada bugün öğrencilerin ya da işçilerin sorunlarını anlatan tek bir film yok. Forman’ın, benim, Polanski’nin ya da Truffaut’nun böyle bir filmi yok. Biz geride kaldık. Öğrenci dostlarımızın bir hafta önce kafaları kırıldı, bize bu şekilde örnek oldular… Burada mesele bir buçuk hafta gecikmeyle de olsa sinemanın, Fransa’da mevcut bulunan öğrenci ve işçi hareketleriyle dayanışmasını ifade etmektir… Ben size öğrenciler ve işçilerle dayanışma diyorum, siz bana kamera açıları ve yakın çekimden bahsediyorsunuz! Hepiniz dallamasınız!”¹⁹
Görsel Kaynak: Deadline

Tüm bu olanlar aynı zamanda Ken Loach ve Peter Watkins gibi yönetmenlerin sinemaya bakışlarını da akla getirdi. Sadece filmlerinde konu edindikleri meseleler ve içerikleri bakımından değil, aynı zamanda kurdukları estetik dile ve seyirciye bunu nasıl yansıttıklarına olan yaklaşımlarıyla da. Çünkü onlar sadece politik içerikli filmler yapmadılar. Karar verdikleri her bir kamera hareketinin, kompozisyonun, kurguda kesmenin ve sinema dillerini oluşturan tüm unsurların aslında ideolojik bir temele dayandığını ve bir filmin yapımı sırasında sadece içerik anlamında değil, estetik olarak uyguladıkları her bir seçimin de aslında politik bir tavır sergilediğini savundular. Onların amacı politik film yapmak değildi, zira film yapımının kendisi başlı başına politik bir eylemdi. Bu noktada usta yönetmen Ken Loach’un 1993 yılında düzenlenen Cannes Film Festivali’nde verdiği şu demeçe değinmekte fayda var:

“Herhangi bir politik bakış açınız olmadan ve/veya olup biten olaylarla ilgili herhangi bir yorum yapmadan toplumu yansıtan bir film yapamazsınız. Gerçek rahatsız edicidir.”²⁰

Son olarak, tüm bu yaşananlar bizlere neden yeni formlar üretmemiz, yeni direniş biçimleri bulmamız ve kendi bağımsız alanlarımızı oluşturmamız gerektiğini hatırlattı. Öyle ki, bunları yapmadığımız takdirde, kendimizi bir anda sermayenin dayattığı oyun alanlarının sınırları içerisinde yine kendimizle çeliştiğimiz ve direnmeyi düşünemediğimiz bir noktada bulabiliriz. Sermayenin dayattığı bu alanların, özgür düşünce ve sanat üretimlerini her ne kadar destekliyor gibi görünseler de, aslında sanatçılar ve eserleri üzerinde kimi zaman görünür kimi zaman ise görünmez bir baskı oluşturdukları gerçeğini unutmamak gerek. Bu baskıdan ve sermayenin çektiği sınırlardan kurtulmanın yollarından birisi de özellikle sanatçılar olarak bağımsız üretimlere yönelmek, bunu yaparken de birbirleriyle direniş halinde olmak ve kendi özgür alanlarını oluşturup kendi sınırlarını çizmek. Berlinale 2026’da yaşananlar da tüm bu gerçeklerin bir hatırlatıcısı oldu bizler için.

Kaynakça:

1- Berlin International Film Festival. “Festival Profile.” Berlinale. n.d. https://www.berlinale.de/en/festival/festival-profile.html

2- Euronews. “Berlinale 2024 Kicks Off with Three Protests on Opening Night.” Euronews, 16 Şubat, 2024. https://www.euronews.com/culture/2024/02/16/berlinale-2024-kicks-off-with-three-protests-on-opening-night

3- Euronews. “Berlinale Film Festival Marred by ‘Antisemitic’ Protests.” Euronews, 26 Şubat, 2024. https://www.euronews.com/culture/2024/02/26/berlinale-film-festival-marred-by-antisemitic-protests

4- Oltermann, Philip. “German Minister Says She Clapped Israeli Filmmaker, Not His Palestinian Colleague, at Berlinale.” The Guardian, 27 Şubat, 2024. https://www.theguardian.com/world/2024/feb/27/german-minister-says-she-was-only-applauding-israeli-filmmaker-at-berlinale

5- Grenier, Elizabeth. “Berlin Film Festival Faces New Antisemitism Accusations.” DW, 20 Şubat, 2025. https://www.dw.com/en/berlin-film-festival-faces-new-antisemitism-accusations/a-71676857

6- Berlin International Film Festival. “FAQs – Dialogue & Exchange.” Berlinale. n.d. https://www.berlinale.de/en/programme/faqs-dialogue-exchange.html

7- Jung, Tilo [@TiloJung]. “We have to stay out of politics.” X (eski adıyla Twitter), 12 Şubat 2026. https://x.com/TiloJung/status/2021926105645551625

8- Süddeutsche Zeitung. “Filmfestspiele – Wim Wenders: Berlinale hält sich politisch nicht raus.” Süddeutsche Zeitung, 15 Şubat, 2024. https://www.sueddeutsche.de/kultur/filmfestspiele-wim-wenders-berlinale-haelt-sich-politisch-nicht-raus-dpa.urn-newsml-dpa-com-20090101-240215-99-03801

9- Jung, Tilo [@TiloJung]. “I asked actor Neil Patrick Harris about political art at #Berlinale today. He didn't want to engage and …” X (eski adıyla Twitter), 13 Şubat 2026. https://x.com/TiloJung/status/2022305186358890941

10- Khomami, Nadia. “Arundhati Roy Quits Berlin Film Festival over ‘Stay Out of Politics’ Comment.” The Guardian, 13 Şubat, 2026. https://www.theguardian.com/film/2026/feb/13/arundhati-roy-quits-berlin-film-festival-over-stay-out-of-politics-comment

11- Jung, Tilo [@TiloJung]. “Everybody at #Berlinale2026 saying stay out of politics.” X (eski adıyla Twitter), 14 Şubat 2026. https://x.com/TiloJung/status/2022667871046844772

12- Deutsche Welle Türkçe. “Skandallardan pırıltılı ödüllere Berlinale.” DW Türkçe, 5 Şubat 2014. https://www.dw.com/tr/skandallardan-pırıltılı-ödüllere-berlinale/a-17410099

13- Rosser, Michael. “Acclaimed Sudanese Filmmakers Pull Out of Berlinale Co-Pro Market after Visa Rejection over Migration Risk.” Screen Daily, 14 Şubat 2026. https://www.screendaily.com/news/acclaimed-sudanese-filmmakers-pull-out-of-berlinale-co-pro-market-after-visa-rejection-over-migration-risk/5213895.article

14- Jung, Tilo [@TiloJung]. “Screenwriter Ilja Rautsi wearing the Palestinian flag including ‘Free Palestine’ at his #Berlinale press conference.” X (eski adıyla Twitter), 14 Şubat 2026. https://x.com/TiloJung/status/2022701673567682699

15- Donadio, Rachel. “Rupert Grint on the Rise of Fascism: ‘Obviously Against It.’” Variety, 13 Şubat 2026. https://variety.com/2026/film/festivals/rupert-grint-rise-of-fascism-obviously-against-it-1236663266

16- Variety. “Berlinale Issues Statement Following Political Backlash.” Variety, 15 Şubat 2026. https://variety.com/2026/film/global/berlinale-issues-statement-following-political-backlash-1236663708/

17- Evrensel. “Kurtuluş’un ilk gösterimi Berlinale’de yapıldı: İnsanlık tarihi bu gibi hikayelerle dolu.” Evrensel, 16 Şubat 2026. https://www.evrensel.net/haber/5970911/kurtulus-un-ilk-gosterimi-berlinale-de-yapildi-insanlik-tarihi-bu-gibi-hikayelerle-dolu

18- The Guardian. “Javier Bardem and Tilda Swinton among those to condemn Berlinale’s ‘silence’ on Gaza.” The Guardian, 17 Şubat 2026. https://www.theguardian.com/culture/2026/feb/17/javier-bardem-and-tilda-swinton-among-those-to-condemn-berlinales-silence-on-gaza

19- Çeviri Konuşmalar. “Mayıs 1968 Cannes Film Festivali: Godard, Truffaut, Polanski.” YouTube videosu, t.y. Erişim 19 Şubat 2026. https://www.youtube.com/watch?v=XMo9J1H3wtI&t=7s

20- VHS Video Vault. Mike Leigh and Ken Loach at Cannes. YouTube videosu, t.y. Erişim 19 Şubat 2026. https://www.youtube.com/watch?v=nNbDQ7LFYTc

Benzer Yazılar