Filistin Mücadelesini Görselleştirmek: Khadijeh Habashneh ve Filistin Film Birliği
“Militan Filistin Sineması, devrimci izleyici kitlesinin gerçekliklerine ve özlemlerine seslenen, onlarla sürekli dönüşen bir diyalogdu. İsrail'in ölüm makinesine karşı bu sinema, devrimin buluşlarıyla ve deneyleriyle tam da gerçekleştikleri anda, kendi adlarına konuşabildikleri anda ilişki kurmaya çalışıyordu.”

1967'deki Naksa ve Altı Gün Savaşı sırasında İsrail işgalinin hızla genişlemesi, Filistin sinemasının gelişiminde önemli bir dönüm noktası oldu. İsrailli yerleşimcilerin şiddetindeki tırmanış, Filistin’de yeni bir ayaklanmayı tetikledi ve kitlesel göçe karşı mücadelede bölgesel aktörler olarak gerilla özgürlük savaşçılarının, Fedailer’in yükselişini beraberinde getirdi. Lübnan, Ürdün, Mısır, Birleşik Krallık ve dünyanın dört bir yanına dağılmış diasporadaki Filistinli film emekçileri, o anın aciliyetini ve tarihsel ağırlığını çabucak kavrayarak direnişi belgelemek ve desteklemek gerektiğini fark etti. Bu amaçla Sulafa Jadalla, Hani Jawharieh ve Mustafa Abu-Ali, 1968 yılında Filistin Film Birliği’ni (The Palestine Film Unit) kurdu. Filistin mücadelesinin bu yeni evresi; Filistinlileri harekete geçirebilecek ve Filistin'i küresel sömürge karşıtı mücadeleler bağlamında konumlandırabilecek yeni bir sinema ve yeni bir görsel dil gerektiriyordu. Bu nedenle, bu devrimci ve militan sinemanın doğuşu, Filistin devriminin doğuşundan ayrı düşünülemeyecek şekilde bu harekete damgasını vuran ruha ve özgürlük umutlarına derinden bağlıdır.
Önce Ürdün’de, ardından Lübnan’da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün çatısı altında faaliyet gösteren Filistin Film Birliği, fedailerin ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün savaşlarından Filistinlilerin zorla yerinden edilmesine, askerî faaliyetler ve toplantılardan devrimin kitlesel etkinliklerine ve işgal altındaki gündelik yaşama kadar uzanan geniş bir yelpazeyi belgeleyen 90’dan fazla film üretti. Militan sinemanın, devrimci seyirciyle temas kurmadan eksik kalacağı inancıyla hareket eden Filistin Film Birliği, gösterimleri mülteci kamplarında, okullarda ve askerî üslerde düzenleyerek sinemayı kendi halkına ulaştırmayı amaçladı.
Birlik’in filmleri, Filistin içinde ve dışında çok geniş seyirci kitlelerine ulaştı; çeşitli uluslararası film festivallerinde tanınırlık kazanarak Filistin direnişini dünyaya duyurdu ve aralarında Godard, Perelli ve Wakamatsu'nun da bulunduğu sinema dünyasının devlerinin ilgisini ve desteğini topladı. Görüntünün de başlı başına bir mücadele alanı olarak taşıdığı önem, yıllar içinde giderek daha belirgin hâle geldi. Militan Filistin Sineması; hem İsrail’in idealize öz-temsilinin yıkımı, hem işgalin yeni sınırlarıyla birbirinden koparılan Filistinliler arasında bir iletişim hattı, hem Filistin direnişinin belleğe kazınması, hem de dünyanın dört bir yanındaki sömürge karşıtı hareketlerle dayanışma bağları kurmanın bir aracıydı.

Filistin Film Birliği, 1976'da Filistin Sinema Enstitüsü'ne (Palestinian Cinema Institute) dönüşerek yeni bir arşiv ve sinematek bölümü kurdu. Eleştirmenler, Militan Filistin Sinemasının değeri üzerine tartışıyor; bu filmlerin gerçekten sinema sayılıp sayılamayacağını, bunların sadece FKÖ adına üretilmiş bir propaganda olup olmadığını sorguluyordu. Bu tür Batılı eleştiriler, söz konusu filmleri başlı başına birer isyan örneği olarak göremedi; zira filmleri çekenlerin koşulları ile onların aktardığı militan yaşam ve insaniyetin anlatımı arasında hiçbir ayrım yoktu. Devrimin yarattığı koşullara yanıt olarak filizlenen görsel dil, estetik zerafete dayanan bir dil olamazdı; zira böyle bir dil, kendi suçlarını örtbas etmeye çalışan işgalin sansürünü yalnızca güçlendirirdi. Bu nedenle Birlik, propagandayı bir aldatma aracı olarak değil, kriminalize edilen Filistin direnişinin anlatısını dönüştürebilecek ve ona onurunu iade edebilecek bir güç olarak görüyordu.
FKÖ ile Filistin Film Birliği arasındaki, film yapımcılarının alternatif ve devrimci bir sinema dili arayışını giderek daha fazla sekteye uğratan gerilime karşın birim çalışmalarını sürdürdü. Ancak bu faaliyetler, 1982'de İsrail'in Lübnan işgaliyle yıkıcı bir biçimde sona erdi; Filistin Sinema Enstitüsü’nün post-prodüksiyon merkezi olan Al-Sakhra Stüdyosu’nda muhafaza edilen arşivler tahrip edildi ve yağmalandı. Enstitü’nün resmi arşivi, kurtarılabilmesi umuduyla defalarca farklı mekânlara taşındı; ancak FKÖ’nün yenilgisinin ardından yüz yüze kaldığı hayatta kalma endişesi ve Birlik’in kısıtlı kaynakları, arşivin bütünüyle nakledilmesini imkânsız kılıyordu. Arşiv, yaratıcılarının kaderini paylaşarak dünyanın dört bir yanına dağıldı; büyük bölümü iz bırakmadan kayboldu ve belki de İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) tarafından ele geçirildi.
Birlik’in kurucularından Mustafa Abu-Ali'nin eşi, klinik psikolog ve ilk Filistinli kadın yönetmenlerden Khadijeh Habashneh, o dönemde Birlik’in merkezi isimlerinden biri ve arşivin asıl koruyucusuydu. Birlik’te uzun yıllar gönüllü olarak çalıştıktan sonra 1971'de örgüte resmen katılan Habashneh, tüm emeğini devrime adadı; bu da Filistin mücadelesinin belgelenmesi ve korunmasına, ayrıca İsrail işgali altındaki kadınların koşullarının değişimine ömür boyu sürecek adanmışlığın başlangıcını oluşturdu. Filistin Kadınlar Birliği (GUPW) bünyesinde örgütlenen Habashneh, kamplardaki yerinden edilmiş kadınları seferber ederek siyasi olarak örgütledi ve Enstitü’de arşiv ile sinematek bölümünün başına geçti.

Habashneh’in, Enstitü filmlerinin kayboluşundan sonra onların yeniden gün yüzüne çıkarılması ve restorasyonu sürecindeki rolü, belki de Filistin Sineması’na yaptığı en bilinen katkıdır. On yılı aşkın bu yolculukta Habashneh, Filistin tarihinin kritik bir dönemine ait belgelerin meşakkatli arayışını bizzat gerçekleştirdi; bu izlerin hayaletini kıtalara yayılarak takip etti ve Birlik’in 60 filmini yeniden gün yüzüne çıkarmayı başardı. Habashneh için kişinin kendi imgesini geri kazanma ısrarı, silinmeye karşı ve silinmeye rağmen var olma ısrarıydı. Yitip gidişe ve tarihsel unutuşa karşı bir arşivleme pratiği olan bu devasa emek, bir direniş kültürünü aktarma, ölüm mekânlarının ötesinde hafızayı, kimliği ve mirası yeniden kurma imkânını sunuyordu.
Daha az bilineni ise Habashneh'in devrim süresince ve sonrasında, Naksa'nın maddi ve ruhsal yıkımına müdahale edebilecek bir kadın siyaseti ve toplumsal örgütlenme kültürü geliştirmedeki kapsamlı rolüdür. Her ne kadar fedailerin savaşlarına kıyasla gölgede kalsa da kadınların yarattığı alanlar ve emekleri devrimin can damarlarından biriydi. Filistin toplumunun kendini toplumsal ve kültürel olarak yeniden üretebildiği bu alanlar, tam da bu nedenle İsraillilerin sürekli saldırısının hedefi oldu. İsrail'in hastaneleri, okulları, üniversiteleri ve evleri ile genç Filistinlileri sistematik biçimde hedef alması, tesadüfi değildi; bu, Filistin toplumu içindeki yaşamı üreten, büyük çoğunluğu kadınlar tarafından işletilen yapıları ortadan kaldırmaya yönelik bilinçli bir girişimdir. Bu bağlamda yerleşimci şiddet yalnızca yaşamı değil, geleceğe dair yaşam olasılığını da yok eder ve geriye kalanı kendi denetimine geçirir. Habashneh; soykırımcı ve sömürgeci işgali, şiddet eyleminden hem önceye hem sonraya uzanan bir süreç olarak kavrayarak kamera önünde ve arkasındaki çalışmalarıyla bu ihlal edilmiş, toplumsal cinsiyetlendirilmiş mekânları belgelemeyi ve dönüştürmeyi amaçladı.
Habashneh, 2020’de verdiği bir röportajda, sinemaya ilgi duysa da kamerayı eline almayı düşünmeden önce devrime hizmet etmenin başka yollarını bulduğunu anlatıyor, "Devrimci bir halk olarak sevdiğimiz şeyi değil, gerekeni yaparız" diyor. Nitekim onun sinema çalışmaları, birlikte çalıştığı kadınların gündelik kaygılarına ve dertlerine kök salmıştı ve bu hiçbir zaman topluluğunun varoluşsal ve acil ihtiyaçlarının önüne geçmedi. İlk filmi olan Çocukluğu Olmayan Çocuklar (Children without Childhood, 1980) -Yine de Çocuklar (Children Nevertheless) adıyla da bilinen- 1976 Tel Al-Zaatar mülteci kampı katliamından sağ kurtulan yetim çocukların yaşamlarına odaklanan kısa bir belgeseldir. GUPW (Filistinli Kadınlar Genel Birliği) tarafından Beit El-Sumood'da (Dayanışma Evi) barındırılan çocuklar, farklı kadınların gözetiminde gruplar hâlinde yaşıyorlardı. Amaç, akrabalık kavramını genişleterek onların güven duygusunu yeniden inşa etmek ve travmalarının etkilerini hafifletmekti. Habashneh, bu Filistinli çocukların yürek burkan gerçekliğini BM'nin Uluslararası Çocuk Hakları Bildirgesi ile yan yana koyarak uluslararası hukukun ikiyüzlülüğünü ve işgalin ahlaki yozlaşmasını gözler önüne seriyordu.

Habashneh'in ikinci filmi Ülkemin Kadınları (Women of My Country), 1982 Lübnan Savaşı sırasında kurgu aşamasındaydı ve kadınların direniş kültürünü ve devrimdeki rollerini ele alıyordu. Filme, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin Beyrut kuşatması sırasında el koyduğu düşünülüyor ve film o tarihten bu yana bir daha gün yüzüne çıkmadı. Bu filmin içinde nasıl özgürleştirici pratiklerin yer aldığını ve bugün feminist direniş modellerini radikal biçimde yeniden düşünmek açısından ne denli büyük bir değer taşıyabileceğini ancak hayal etmeye çalışabiliriz.
Habashneh ve Filistin Film Birliği tarafından üretilen her film, İsrail işgalinin elinin uzanamayacağı bir kolektif sinema dili ve direniş kültürü geliştirme yolunda atılmış bir adımdı. Militan Filistin Sineması, devrimci izleyici kitlesinin gerçekliklerine ve özlemlerine seslenen, onlarla sürekli dönüşen bir diyalogdu. İsrail'in ölüm makinesine karşı bu sinema, devrimin buluşlarıyla ve deneyleriyle tam da gerçekleştikleri anda, kendi adlarına konuşabildikleri anda ilişki kurmaya çalışıyordu. Bu çalışma, tarihin çarpıtmalarına ve sömürgeci retrospektif bakışına mahkûm olmak yerine, özgürlük umutlarını durmadan daha da uzağa iten yerleşimci-sömürgeci sahte adalet vaadini reddetmek için imgeye el koymayı kişinin kendisini ve kendi insanlığını şu anda kavramanın ve yalnızca ölümden bir kopuşu değil, yaşamın bütün imkânlarını talep etmenin bir yolu olarak görüyordu.
Leena Habiballa, görsel ve maddi kültürler ile topluluk temelli film yapımı ve gösterim modelleri üzerine çalışan bir kültür emekçisidir. Bu temaları sanat ve film eleştirisi, kendi sinema pratiği, araştırma ve küratöryel çalışmaları aracılığıyla ele almaktadır. Şu an Other Cinemas'ta yardımcı yapımcı olarak görev yapmakta ve sanatçı-emekçi kooperatifi not/nowhere'in bir üyesidir.
*** Metnin orijinali Leena Habiballa tarafından 19 Mart 2024’te Ultra Dogme’de yayınlandı. Metin Ultra Dogme ekibinin izniyle çevrildi.



