Dekadraj Sinema Bülteni - Haziran'26
Sinema haberleri, güncel gösterimler, gündeme dair film tavsiyeleri ve bizden haberlerle Dekadraj Sinema Bülten sizlerle.

Haberler:

İstanbul Sinema Ofisi açıldı
İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sinema üzerine etkinlikler düzenlemek amacıyla kurduğu İstanbul Sinema Ofisi geçtiğimiz ay açıldı. Şişhane metro istasyonuna yürüme mesafesindeki mekanda, sinema teorisi ve tarihi üzerine söyleşiler, atölyeler ve seminerler düzenleniyor. Akademisyenler tarafından düzenlenen bu etkinliklerin dışında ülkenin bilinen sinemacıları da çeşitli etkinliklere konuk ediliyor. Mekanda sinema ve sanat kitaplarından oluşan bir kütüphane de yer alıyor.

Youtuber İki Yönetmenden Başarılı Korku Filmleri
Bu ay genç yönetmenler elinden çıkan iki korku filmi, 28 yaşındaki Curry Baker tarafından yönetilen Obsession ve 20 yaşındaki Kane Parsons tarafından yönetilen Backrooms, son yılların büyük gişe başarısı gösteren filmlerinden ikisi olmayı başardı. Bu iki yönetmenin ortak noktası ise kariyerlerine Youtube için kısa filmler yaparak başlamaları. Bu gelişme Youtube çıkışlı sinemacıların "youtuber filmi" tabiriyle birlikte gelen ön yargıları aşıp ana akım sinema kavramı içine dahil edildiklerini gösteriyor. Aynı zamanda youtube filmini yayınlayacak alan bulamayan genç yönetmenlerin dikkat çekmek için kullanabileceği, gişe filmleri ve festival filmleri diye tanımlanabilecek iki ana akımdan birine dahil olmak amacıyla kullanılabilecek bir mecra olarak meşruiyetini ispat etmiş durumda. Youtube gibi yeni nesil online mecraların sinema ile kuracağı ilişkinin ne yönde ilerleyeceğini zaman gösterecek ama bu gelişme Youtube'un şu an, ana akıma bir alternatif olup sanatı demokratikleştirmek yerine ana akıma insan kaynağı sağlama yolunda olduğunu gösteriyor.

Martin Scorsese’den Yapay Zeka Şirketine Danışmanlık
Sinema ve yapay zeka ilişkisinin çok tartışıldığı günümüzde konuyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Sinema dünyasının devlerinden Martin Scorsese, Black Forrest Labs adlı yapay zeka şirketine danışmanlık yapmaya başladı. Yeniliklere açık olduğunu söyleyen Scorsese'nin storyboard aşamasında ve prodüksiyon öncesi süreçte yapay zeka kullanımına dair açıklamaları sektörden tepki çekti. Tamamen yapay zeka ile yapılmış filmlerin vizyona girdiği ve festivallere kabul edildiği günümüzde yönetmenlerin de bu yapay zeka akımına katılmaya başlaması gelecekte yapay zekanın daha da yaygınlaşma ihtimalini gösteriyor. Bu tip girişimlerin etkisinin ne düzeyde olacağını ise zaman gösterecek.
Festivaller:

29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali
"Çiçek mi Dediniz?" sloganıyla 2-7 Haziran tarihleri arasında Ankara'da gerçekleşen 29. Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali izleyicisiyle buluştu. Türkiye'nin ilk kadın filmleri festivali olma hüviyetini taşıyan ve 1998 yılından beri devam eden festival, bu sene de Türkiye'den ve Dünya'dan kadın sinemacıların üretimlerine zengin programıyla ev sahipliği yaptı. Festivalde film gösterimlerinin yanı sıra Lucia Murat ve Yeşim Ustaoğlu masterclassları ile yer aldı. Bununla beraber sinemanın endüstri, akademi gibi alanlarından uzman isimler gerçekleştirdikleri atölye ve söyleşilerinde endüstride yaratıcı kadın emeği ve uluslararası dağıtım ağlarına ulaşım gibi birçok konu ele alındı. Son olarak, Cinema Jazireh filminin yönetmeni Gözde Kural ve Ghost School filminin yönetmeni Seemab Gul, festival ekibinden Tuğçe Kutlu’nun moderatörlüğünde "Sınırda Yaşamak: Ortadoğu'da Kadın, Hafıza ve Direniş" başlıklı söyleşi gerçekleştirdi. Bu sene Ece Vitrinel, Nadia Meflah ve Omnia Adel'in oluşturduğu jüri, FIPRESCI Ödülü'nü Anna Fitch ve Banker White’ın yönetmenliğini yaptığı Yo, Aşk Asi Bir Kuştur (2026) filmine verdi.

79. Cannes Film Festivali
Sanat sinemasının kıblesi Cannes Film Festivali, bu yıl 12-23 Mayıs tarihlerinde 79. kez gerçekleştirildi. Asghar Farhadi, Ryūsuke Hamaguchi, Pawel Pawlikowski, Andrey Zvyagintsev, Cristian Mungiu gibi sinema dünyasının usta isimlerinin filmlerinin yer aldığı festival, programın seçki kalitesi itibariyle geçtiğimiz yılların gerisinde kaldı. Usta yönetmenlerin beklentileri karşılamakta zorlandığı, sürpriz filmlerin pek öne çıkamadığı, bununla beraber tasarruf tedbirleri sebebiyle Hollywood stüdyolarının yer almadığı festival, geçtiğimiz yıllara kıyasla büyük bir heyecan yaratamadı. Park Chan-wook başkanlığında Demi Moore, Chloé Zhao, Ruth Negga, Stellan Skarsgård, Laura Wandel, Diego Céspedes, Isaach De Bankolé ve Paul Laverty'nin yer aldığı jüri tarafından Ana Yarışma'da ödüllerin sahiplerini bulmasıyla beraber, seçimler tartışmaların ve eleştirilerin parçası oldu. Ödüller ise şu şekilde dağıtıldı:
- Altın Palmiye: Fjord - Cristian Mungiu
- Jüri Büyük Ödülü: Minotaur - Andrei Zviaguintsev
- Juri Ödülü: Das Geträumte Abenteuer - Valeska Grisbeach
- En İyi Yönetmen: Pawel Pawlikowski - Fatherland, Javier Calvo ve Javier Ambrossi - La Bola Negra
- En İyi Senaryo: Emmanuel Marre - Notre Salut
- En İyi Kadın Oyuncu: Virginie Efira ve Tao Okamato - Soudain
- En İyi Erkek Oyuncu: Emmanuel Macchia ve Valentin Campagne - Coward
- Belirli Bir Bakış: Everytime - Sandra Wollner
- Jüri Özel Ödülü: Le Corset (Iron Boy) - Louis Clichy
- Jüri Ödülü: Elephants In The Fog - Abinash Bikram Shah
- En İyi Kadın Oyuncu: Marina De Tavira, Daniela Marín Navarro ve Mariangel Villegas - Siempre Soy Tu Animal Materno
- En İyi Erkek Oyuncu: Bradley Fiomona Dembeasset - Congo Boy
Hisar Kısa Film Seçkisi
Mithat Alam Film Merkezi bünyesinde, senenin öne çıkan kısa filmlerinin seçildiği Hisar Kısa Film Festivali bu yıl 11-12 Haziran günlerinde Sinematek'te izleyiciyle buluştu. Dilde Mahalli, İpek Erden, Murat Fıratoğlu ve Nazan Kesal'ın jüri üyeliğini yaptığı seçkinin Sinematek'te gerçekleşen gösterimlerinin ardından filmlerin yönetmenleri ve ekip üyeleriyle söyleşiler gerçekleştirildi. Seçkinin filmleri ise şu şekilde:
- Alis - Beril Tan
- Fotoğrafımızı Çekin - Aylin Kızıl
- Gece Mesaisi - Salih Ortaçay
- Helin - Şems Çiftçi
- İnziva - Saim Güveloğlu
- Kirpik - Doğa Kılcıoğlu Esen
- Kraliçe - Deniz Uymaz
- Liminal - Ege Yılmaz
- Ölüm Bizi Ayırana Dek - Deniz Koloş
- Yerçekimi - Dalya Keleş

Documantarist 19. İstanbul Belgesel Günleri
Belgesel sinemanın Türkiye'deki mabeti Documentarist, bu yıl 13-21 Haziran tarihlerinde Pera Müzesi, Fransız Kültür Merkezi, Aynalı Geçit Etkinlik Mekanı ve Postane'de gerçekleştirildi. Festival yine çok yönlü programıyla belgesel sinemanın önemli çalışmalarını izleyicilerle buluşturdu. Programda arşiv görüntüleriyle yaptığı çalışmalarla öne çıkan Portekizli belgesel yönetmeni Susana de Sousa Dias, 2024 yılında Dargeçit belgeseliyle adından söz ettiren Berke Baş, İspanyol yönetmen ikilisi Concha Barquero & Alejandro Alvarado ve video çalışmalarıyla İran Sinemasına bakışlar sunan yönetmen Maryam Tafakory filmografileriyle yer aldı. Bununla beraber programda; "Konuk Ülke: İran", "Kadın & LGBTİ+", "Tükettiğimiz Dünya", "Canlandırma" bölümleriyle beraber Türkiye ve Uluslararası Seçkisi de yer aldı.
Dekadraj'ın Tavsiyeleri
Gündem ve Sinema
LGBTQIA+ Onur Ayı’nda Queer Sinemadan önerilerimizle sizlerleyiz.

- Hedwig and the Angry Inch (2001) - John Cameron Mitchell
John Cameron Mitchell'ın hem yönetmenliğini hem başrol oyunculuğunu üstlendiği Hedwig and the Angry Inch, Doğu Almanyalı gey bir rock yıldızı Hedwig'i konu edinir. Sadece bir rock yıldızı değil aynı zamanda bir sahne sanatçısı olan Hedwig'in renkli ve büyülü hayatını takip ederken şarkılarıyla ve anılarıyla onun hem bugününe hem de geçmişine bakma şansı buluruz. Hatalarıyla, doğrularıyla kendi gibi olmaktan çekinmeyen Hedwig'i en yakından tanıyarak onun acılarını, sevinçlerini, hüzünlerini, mutluluklarını ve en çok da aşkla olan ilişkisine tanıklık ederiz. Film güçlü hikayesinin yanı sıra bir yandan karakterin ruh halini teşhir eden yaratıcı çekimleri diğer yandan animasyon sahneleriyle sinematografik olarak da güçlü bir eser olarak karşımıza çıkıyor.

- And Then We Danced (2019) - Levan Akin
Merab, Gürcistan Ulusal Dans Topluluğu'nda genç ve başarılı bir dansçıdır. Topluluğa Irakli isimli başka bir genç dahil olur ve bu dahiliyet hem Irakli'yi ilgi odağı kılar hem de ana rol için Merab'ın rakibi yapar. Masküliniteye dayanan Gürcü dansının ve kültürünün içinde kibar ve nazik tavırlarıyla uyumsuz görünen Merab, tüm bu gerilimin içerisinde Irakli ile bir yakınlık kurmaya başlar. Bu denli bir yakınlığın hoş görülmediği bir toplumsal yapıda bu gizli ilişki, muhafazakâr bir toplumun ve sert geleneğin baskısı altında işleyen kimlik ve özgürlük arasındaki gerilimi de ortaya koyuyor. Film, sözsüz ifade edilenleri ve karakterin duygularını yakın planda yakalayarak bizi bu gize ortak ediyor, kamerasını dans sahnelerine adeta bir karakter gibi dahil ederek dans figürlerini bir isyanın ifadesi haline getiriyor.

- Bound (1996) - Wachowskis
Wachowski Kardeşler’in ilk uzun metrajı olan Bound(1996) , eski mahkum Corky’nin Chicago’da bir dairenin renovasyonunu üstlendiği sırada tanıştığı Violet ile yaptığı anlaşmayı konu alıyor. Duvarların çatlaklarla dolu olduğu bu hikayede sırlar o çatlaklardan sızıyor ve Corky kendisini büyük bir planın içerisinde buluyor. Bir yandan bu plan Violet ile arasında tutku dolu bir ilişkinin kapısını aralıyor. Bound, hem kadraj içi hem kadraj dışı elementleri ustaca kullanımıyla mükemmel bir gerilim atmosferi sunuyor.

- Funeral Parade Of Roses (1969) - Toshio Matsumoto
Toshio Matsumoto'nun bu deneysel başyapıtı, 1960'ların Tokyo'sundaki gey bar kültürünü ve Shinjuku'nun yeraltı sanat çevresini konu alır. Film, Sofokles'in Oidipus mitini yeniden yorumlayarak, gey barda çalışan genç bir gey olan Eddie'nin geçmişiyle ve kimliğiyle hesaplaşmasını anlatır. Matsumoto, klasik anlatıyı parçalayan jump-cut'lar, belgesel röportajlar, sokak çekimleri ve dördüncü duvarı yıkan anlar gibi yenilikçi teknikleri bir arada kullanarak kurmaca ile gerçekliği iç içe geçirir. Görsel olarak cesur, biçimsel olarak isyankâr bu film, döneminin Japon Yeni Dalga'sının ve avangart sinemasının en özgün örneklerinden biri olarak kabul edilir. Hem queer kimliği döneminin Japonya'sında nadir görülen bir samimiyetle ele alışı hem de sinema dilini sorgulayan yapısıyla, Funeral Parade of Roses bugün hâlâ etkisini sürdüren bir kült klasik.
Bu ay gösterimde ne var?

- Black Girl (1966) - Ousmane Sembène
Afrika Sinemasının en önemli isimlerinden Senegalli yönetmen Ousmane Sembène'nin ilk filmi olan Black Girl, Fransız bir çiftin evinde hizmetçilik yapmak için Fransa'ya gelen Senegalli bir kadının durumunun farkına varma sürecini anlatıyor. Sahraaltı Afrika Sinemasının ilk defa dünya genelinde dikkat çekmesini sağlayan 1966 yapımı film, devam eden kolonyal sömürü ilişkileri gözler önüne seriyor. Martin Scorsese tarafından yürütülen ve çeşitli ülkelerden filmler restore ettiren Dünya Sineması Projesi kapsamında restore edilen film Sinematek/Sinema Evi'nin o proje için restore edilen filmlerden yaptığı seçki kapsamında 25 haziran perşembe günü gösterilecek.
Geçtiğimiz ay Dekadraj
- Leena Habiballa'nın kaleme aldığı "Filistin Mücadelesini Görselleştirmek: Khadijeh Habashneh ve Filistin Film Birliği" yazısı Feyzullah Ünnü'nün çevirisiyle yayında! Filistin direnişiyle sinemanın nasıl bir araya geldiğini direniş sinemasının en önemli figürlerinden Khadijeh Habashneh'ın hikayesiyle beraber anlatan Habiballa, hem tarihsel bir anlatı sunuyor hem de politik sinemaya dair birçok soru ve cevap ortaya koyuyor.
- Yazarımız Kerem Mazman, sinema tarihinde çok ele alınmayan Doğu Avrupa Sinema Animasyonunu inceleyeceği yazı dizisinin ilkinde “1953 Öncesi Rusya Animasyonu” yazısıyla bizlerle. Mazman, Sovyet Animasyonunun tarihini Sovyet toplumunun kültürel ve sosyal dönüşümleriyle beraber inceliyor.
- Dekadraj Sinema'nın Substack hesabı yayında! Dekadraj Sinema Bültenini Substack üzerinden de takip edebilirsiniz.



