Sessizlik ve Hakikat Arayışı: Sükut Filmi Üzerinden Sufizm

Nehrin kenarına giden Nadareh eteğinin altından bir ayna çıkarır. Aynaya bakarken kulaklarına Khorshid’in torbasından aldığı kirazları takar ve tırnaklarını hemen yanındaki pembe çiçeğin yapraklarıyla süsler. Ellerini, yüzünü, kirazla süslenmiş kulaklarını görürüz bu küçük kızın. Aynaya bakışında, çiçeğin yapraklarını koparışında yavaş ve emin hareketleri vardır; bir ritüel gibi devam ettirir bunu.
Khorshid ve Nadareh aynı nehrin kenarındayken Nadareh yine eteğinin altından aynasını çıkarır ve tutması için Khorshid’e verir. Khorshid bu aynanın ne için kullanıldığını sorar. Nadareh “Kendini görmek için. Ben kendimi görüyorum,” diye cevap verir. Khorshid “Ben de aynanın içinde miyim?” diye sorar. Nadareh eliyle aynanın üstüne kör yoldaşının suratını çizer. Ancak Khorshid aynayı yere düşürür ve ayna iki parçaya ayrılır.
“Hakikat, Tanrı’nın ellerindeki bir aynaydı. Düştü ve parçalandı. Herkes bir parçasını aldı; ona baktı ve elindekinin hakikat olduğunu sandı.” - Mevlana
Sekansın devamında, kırılan aynanın bir parçasında Nadareh’in, diğer parçasında Khorshid’in yüzünü görürüz. İkisi de elini uzatıp kendilerine düşen parçayı alırlar.
Hikayesindeki hakikat arayışı ile Sükut, Mohsen Makhmalbaf'ın yazdığı tasavvufi bir şiire dönüşür. Kör bir çocuğun, annesi ile oturduğu evin kirasını ödemek için işe gitme çabasına beş gün boyunca tanıklık ederiz. Her gün aynı şekilde başlar. Ev sahibi, sadece su yoluyla ulaşılabilen ufak eve filikasıyla gelir; kirasını istediğini yoksa ikisini de evden atacağını söyler. Annesi ise her sabah Khorshid’in yanına gidip “Khorshid-can, kaç gün kaldı?” diye sorar.

Khorshid: Ateş
Khorshid, ufak tefek, sarışın bir çocuktur. Adı Farsça “güneş” anlamına gelir. Üzerinde yalnızca bir kıyafeti vardır; en dikkat çekici unsuru ise kazağıdır. Kazağı ve elinde taşıdığı ekmek, açıkça tasavvufi bir sembolizm taşır. Sufizm’de “hırka ve ekmek” ifadesi, dervişliğin dünyevi arzulara sırt çeviren, kanaatkâr ve sade yaşamını temsil eder. Peki ya körlüğü? Körlüğü de aynı şekilde ona başka bir derviş özelliği sunar. Dünyayı gözleri ile değil kulaklarıyla, yani zahiri gözü ile değil batıni gözü ile deneyimler. Tasavvufa göre aldatıcı olanı değil hakikatı görür. Mevlana’nın dediği gibi: “Göz görünene bağlıdır; gönülse görünmeyene.”
Khorshid bu özellikleriyle birlikte hikayenin içinde bir dervişe dönüşür. Sürekli dikkatini çekip onu günlük hayatından uzaklaştıran seslere de belki sufinin seması demek doğru olur. Khorshid sokağa çıktığı andan itibaren görmediği ancak duyduğu bir dünyanın içine yuvarlanır. Seslerden yolunu bulur ama aynı zamanda seslerle kaybolur. Otobüste duyduğu bir müzisyeni takip eder ya da sesini beğendiği bir kadınla konuşur. Bir yerde kendi yaşlarında iki kızın seslerini dinler. Kızlar okula giderken ezberlemeleri gereken bir şiir üzerinde çalışırlar. Bir türlü ezber yapamayan kızların sesleriyle çok kısa bir sürede şiiri ezberleyen Khorshid onları şaşırtır. Kör olmasına rağmen nasıl ezberlediğini soran kızlara “Gözlerin dikkatini dağıtıyor. Gözlerini kapatırsan daha iyi öğrenirsin,” diye cevap verir. Ezberledikleri şiiri beraber söylerler:
“Dün olanlardan artık bahsetme.
Yarın ne olacağı konusunda endişelenme.
Geçmişe veya geleceğe güvenme.
Anı yakala, zaman kaybetme.”

Nadareh: Su
Yazının başında Khorshid ve Nadareh arasındaki ilişkiden yoldaşlık ilişkisi olarak bahsetmemizin sebebi, Nadareh’in yol gösterici olmasıdır. Khorshid’in görmediği dünyada onun gözleri olur. Otobüsten inerken onu karşılar, işinde yardım eder ve en önemlisi de onu anlamak için kulak verir. Aynı zamanda Nadareh, Khorshid’in dünyayla olan bağı gibidir. Onunla pazara gider, onunla sokaklarda dolaşır. Sadece dünyevi bir yol gösterici değil, aynı zamanda Khorshid’in manevi yolculuğunun da bir kılavuzu olur; herkes Khorshid’e duyduğu sesleri takip ettiği için kızarken Nadareh, Khorshid’e hiçbir zaman kızmaz. Hatta pazar sekansında Khorshid’i kaybettiğinde gözlerini kapatıp müzik sesini takip ederek onu bulur. Peki Makhmalbaf, kılavuz olarak neden bu küçük kız çocuğunu seçer?
Kılavuzun bir kadın olarak seçilmesi tesadüfi değildir; bu tercih sembolik bir ağırlık taşır. Tasavvuf edebiyatında kadın figürü, çoğu zaman şefkatin, bilgeliğin ve hikmetin tezahürü olarak görülür. Kadın, sadece dünyevi bir varlık değil, aynı zamanda ilahi hakikatin yansıdığı bir ayna olarak konumlanır. “El-insânü’l-kâmil” yani “mükemmel insan” anlayışı içinde kadın, Tanrısal hakikatin belirdiği bir yüzey, tecelli eden Cemal’in görünür hâlidir. Bu bağlamda kadının varlığı, Tanrı’nın güzelliğini (Cemal) ve sevgisini (Rahmet) dünyevi forma büründüren bir aracı gibidir.

Nadareh karakteri, bu düşüncenin görsel bir iz düşümü olarak okunabilir. Nadareh’in yüzü, saçları ve zarif duruşu bu ilahi Cemal’in bir yansıması gibidir. Nehrin kenarında aynaya karşı süslenmesi, kulaklarına kiraz takması, sadece estetik bir sahne değil, aynı zamanda bir var olma hâli olarak değerlendirilebilir. Bu ritüel, hem benliğin hem de hakikatin aynada görünür hale geldiği bir ana dönüşür. Aynaya bakarken aslında kendini değil, içindeki ilahi özü görür. Bu sahne, sufî düşüncedeki “ayna metaforu”nu çağrıştırır: İnsan, Tanrı’nın isim ve sıfatlarının yansıdığı bir aynadır; Cemal’in görünür olması için bir yüzeye, yani insana ihtiyaç vardır. Bu nedenle Nadareh’in güzelliği, sadece fiziksel bir nitelik değil, metafizik bir tecellidir.
Khorshid’in Annesi: Toprak
Khorshid’in annesi, film boyunca neredeyse hiç görmediğimiz ama varlığını sürekli hissettiğimiz güçlü bir figür. Sessizliği ve gölgede kalmışlığı, onu zayıf değil aksine dirençli ve sabırlı bir karakter hâline getirir. Balıkçılıkla geçimini sağlamaya çalışan bu kadın, hem oğlunun bakımını üstlenir hem de yoksulluk ve yalnızlıkla mücadele eder. Başka bir balıkçıyla yaptığı kısa bir konuşmada, kocasının, yani Khorshid’in babasının Rusya’ya gittiğini ve bir daha dönmediğini söyler. Bu küçük detay, yalnızca aile yapısındaki eksikliği değil, aynı zamanda savaş sonrası dönemin ekonomik zorluklarını ve erkeklerin yokluğunda kadınların üstlendiği yükleri de görünür kılar. Peki Khorshid’in manevi yolculuğunda yalnız annesi nasıl bir rol üstlenir?
Filmde anne figürü, rahmetin yani hayat verici ve hayatta tutucu yönün en güçlü temsilidir. Yalnızca kayıkla ulaşılabilen evlerine her gün kira istemek için gelen ev sahibine karşı o, Khorshid’i ayakta tutmaya çalışan tek dayanak olarak görünür. Her sabah oğluna tekrarladığı “Khorshid-can, kaç gün kaldı?” sorusu, rahmetin ritüel hâline dönüşmüş yüzünü gösterir. Kocasının Rusya’ya gitmesiyle yalnız kalan anne, balıkçılık yaparak hem kendisini hem de çocuğunu yaşatmaya çalışır ve oğlunu hayata bağlayan kişidir. Ancak filmin sonunda evlerini kaybetmeleriyle annenin dünyevî rahmeti tükenir; yine de bu yoksunluk, Khorshid’in içsel yolculuğunu tamamlamasının önünü açar. Böylece anne figürü, hem rahmetiyle yaşatan hem de toprağa, yani dünyevî varoluşa bağlayan çift yönlü bir sembole dönüşür.

Post-Sovyet Tacikistan
Filmin yapım yılı 1998. Bu tarih, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ve Tacikistan’ın bağımsızlığını ilan etmesinin üzerinden tam yedi yıl sonrasına denk gelir. Film, yalnızca bireysel bir hikâyeyi değil, aynı zamanda bu dönemin sosyo-politik atmosferini, gündelik yaşamın içindeki sessiz kırılmalar üzerinden görünür kılar. Makhmalbaf, Khorshid’in ve çevresindekilerin günlük rutinleri aracılığıyla, Sovyet sonrası dönemin ekonomik ve kültürel yoksunluğunu, hayatın her alanına sinmiş bir “eksiklik” hissiyle betimler.
Sovyetlerin yıkılmasıyla birlikte Tacikistan derin bir ekonomik krize sürüklenmiştir. Sanayi üretimi gerilemiş, işsizlik artmış, temel gıda ve ihtiyaç maddelerine ulaşmak güçleşmiştir. Bu ekonomik çöküşe, kimlik ve inanç ekseninde yaşanan bir ideolojik sarsıntı da eşlik eder. 1992–1997 yılları arasında patlak veren iç savaş, Sovyet döneminde bastırılmış olan dini kimliğin yeniden ve şiddetli bir biçimde sahneye çıkmasıyla yakından ilişkilidir. Filmdeki bir sahnede Nadareh’in başörtüsü takmadığı için yolda bekleyen askerden çekinerek yönünü değiştirmesi, bu tarihsel arka planın gündelik hayattaki yansımasını incelikle temsil eder. Nadareh’in Khorshid’e, başörtüsü takmayan kadınların yoldan çevrildiğini söylemesi, savaş sonrası toplumda dinin yeniden kontrol mekanizmasına dönüşmesini imler. Bu kısa diyalog, yalnızca bireysel bir korkuyu değil, aynı zamanda dinin kamusal alandaki dönüşümünü ve kadın bedeninin bu dönüşümün sembolik alanı haline gelişine de işaret eder.

1997’de imzalanan barış anlaşması iç savaşı sonlandırsa da ülke derin bir travmayla yaşamaya devam eder. Bu travma, film boyunca hissedilen “sessizlik” motifinin politik bir anlam kazanmasına da neden olur. Sükut, adeta hem toplumsal hem de metafizik bir suskunluğu temsil eder: savaşın ardından konuşulamayanlar, kaybedilenlerin ağırlığı, Tanrı’yla kurulan içsel diyaloğun sessizliğiyle iç içe geçer.
Makhmalbaf’ın anlatısı, yüzeyde bir çocuğun duyusal dünyası gibi görünse de alt metninde bir toplumun sarsılışını, bir toplumun hem manevi hem maddi çöküşünü anlatır. Parçalanmış ayna metaforu, burada yalnızca tasavvufi bir imge değil, aynı zamanda post-Sovyet dünyasının epistemolojik bir alegorisidir. Makhmalbaf, hakikatin hiçbir birey ya da toplum tarafından bütünüyle kavranamayacağını, her bireyin kendi parçasına, kendi “ayna kırığına” sahip olduğunu ima eder. Bu kırık aynalar, hem bireysel kimliklerin hem ulusal bilinçlerin parçalanmış doğasını temsil eder.
Bu açıdan Sükut, sinemada sufî temaların görselleştirilmesi açısından yalnızca estetik değil, felsefi bir derinlik de taşır. Makhmalbaf, sessizliği bir yokluk değil, anlamın yoğunlaştığı bir alan olarak kurgular; böylece film, bir yandan içsel aydınlanmayı, diğer yandan tarihsel bir suskunluğu sahneye taşır.
Kaynakça:
- Annemarie Schimmel, The Triumphal Sun: A Study of the Works of Jalaloddin Rumi (State University of New York Press, 1993).
- Gilda Boffa, “The Journey of a Mystical Filmmaker: The Influence of Mystical Thought, Poetry and Aesthetics on the Cinema of Mohsen Makhmalbaf (1991-2001)” (Concordia University, 2008).
- “The Silence (1998 film)”. In Wikipedia retrieved September 24, 2025, from: https://en.wikipedia.org/wiki/The_Silence_(1998_film).



