Dekadraj Sinema Bülteni - Ağustos ‘26
Sinema haberleri, güncel gösterimler, gündeme dair film tavsiyeleri ve bizden haberlerle Dekadraj Sinema Bülten sizlerle.

Haberler:

Buradayım Aşkım Film Festivali 23 Haziran'da İlk Kez Gerçekleşti
İstanbul Film Festivali, 2025 yılında “Nerdesin Aşkım?” bölümünü kaldırmasının ardından aldığı sansür tepkilerine karşılık, 2026 yılında bölümün festivale geri döneceğini açıklamıştı. Fakat seçki bu yıl da festival kataloğunda yer almadı ve festival yönetimi bu defa tepkiler karşısında sessiz kaldı. Bunun üzerine İstanbul Pride, geçtiğimiz aylarda sosyal medya hesaplarından paylaştığı bir video ile İKSV tarafından 9–19 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek 45. İstanbul Film Festivali’nde de seçkiye yer verilmemesini sansür olarak nitelendirerek festivali boykot etme çağrısı yaptı.
İstanbul Pride, boykotun ardından kendi düzenledikleri Buradayım Aşkım Film Festivali için yaptığı açıklamayla film başvurularını başlattı:
"Erkin tüm gücüyle saldırdığı sanat alanı ise bu baskıya en güçlü direnişin gerçekleştiği alanlardan biri. Duyuyor ve görüyoruz ki bugünkü saygınlığını büyük oranda lubunyaların emeğine borçlu olan sermaye festivalleri, varlıklarına en çok katkı sunan bizleri seçkilerinden çıkarıyor. Daha da üzücü olan, bunu açıktan söylemek yerine lafı dolandırıp bizleri kandırabileceklerini sanmaları.
Biliyoruz ki lubunyalar bütün festivallere yeniden girecek, seçkilerde hak ettiği yeri bulacaktır. Ancak bugün için yapılması gereken bir şey var dedik, belki de her zamankinden daha yüksek sesle haykırmak: Burdayım Aşkım! Bu sene İstanbul Onur Haftası bir günlük bir film festivali yapıyor: Burdayım Aşkım Film Festivali! Bize kapanan kapıları yeniden açıyor, tüm lubunyaları davet ediyoruz. Eğer gösterilecek bir filminiz varsa ve İstanbul Onur Haftası’nın Burdayım Aşkım Film Festivali’nde yer almak istiyorsanız, sizi de aramıza bekliyoruz."
23 Haziran’da Buradayım Aşkım Film Festivali ilk kez gerçekleşti. Bir günlük programda toplumsal cinsiyet ve LGBTİ+ temalı 12 farklı film seyirciyle buluştu. Festival kataloğunda yer alan filmler şöyleydi: Kimseyi Öldürmek İstemiyorum, Aşk Aşk Hürriyet, Kekre, Thalasses, Stiletto, Bir Annenin Sonatı, GotûbeJîn, Çürük, #TOMA*_001, Free Fun, The Longest Night ve The Power Of Strike.

Kürt Sinemacılar İnisiyatifi Kuruldu
Ortadoğu Sinema Akademisi’nin ev sahipliğinde Diyarbakır’da 4-5 Temmuz tarihlerinde düzenlenen Kürt Sinema Çalıştayı'nda bir araya gelen sinemacılar, Kürt sinemasının üretim ve dağıtım sorunlarına karşı ortak bir muhatap oluşturmak amacıyla Kürt Sinemacılar İnisiyatifini kurduklarını duyurdu. İki gün süren çalıştayda Kürt sinemasının güncel sorunları, üretim olanakları ve geleceğine dair çözüm önerileri tartışıldı.
Bianet’ten Tuğçe Yılmaz’a konuşan Rûken Tekeş ve Erhan Örs, Kürt sinemasının karşı karşıya kaldığı sorunları ve ortaklaşma alanı olması amaçlanan inisiyatifin hedeflerini aktardı.
Röportajda üretimdeki sorunların kamu fonu eksikliğinden ibaret olmadığına değinen Erhan Örs, Kürt sinemasındaki kurumsallaşma sorunlarına ve güçlü kültürel altyapıların önemine dikkat çekti: “Kürtçe ya da Kürdî bir film üretmek istediğinizde ticari karşılığının olmadığı düşünülüyor. Finansman bulmak çok zorlaşıyor. Güvenlik kurumlarının onayı olmadan çekim yapılamayan dönemler yaşandı, yaşanıyor. Bugün bizim dilimizi temel alan güçlü kültürel altyapılarımız yok. Statüsüzlük yalnızca siyasal bir mesele değil; kültür ve sanat alanındaki kurumsal eksikliğin de temel nedeni.”
Rûken Tekeş ise bugüne kadar Kürdî çalışmaların büyük ölçüde bireysel çabalarla ayakta kaldığını ifade etti: “Bugün bile insanlar dillerini ailelerinden ya da büyük emeklerle ayakta duran birkaç kurum sayesinde öğrenebiliyor. Bu çok kıymetli ama sürdürülebilir bir model değil. Bu nedenle yalnızca sinema değil, Kürtçenin ve genel olarak Kürt kültür ve sanatının gelişiminin önünde hâlâ sorunlar var.”
Tekeş, alandaki en büyük eksikliklerden birinin arşiv sorunu olduğunun altını çizerek inisiyatifin misyonunu şu sözlerle özetledi: “Bugün Kürt sineması üzerine çalışmak isteyen biri ciddi zorluk yaşıyor. Filmler nerede, hangi kaynakta ve onlara nasıl ulaşılacak? Kürt sinemasını sistematik biçimde arşivleyen, araştıran ve gelecek kuşaklara aktaran ortak bir merkeze ihtiyaç var. Bizim kurmaya çalıştığımız yapı da tam olarak bu sorunlara çözüm üretecek ortak bir muhatap oluşturmayı hedefliyor.”
Üretim ve arşivin yanı sıra dağıtım sorununa da değinen Örs, inisiyatifin bu alandaki hedeflerini şöyle açıkladı: “Festivallerin desteklenmesi, film üretimine kaynak ayrılması ve gösterim alanlarının artırılması konusunda ortak çalışmalar yürütmek istiyoruz. Kürt filmlerinin daha görünür olması için belediyelerle ortak çalışmalar yapılabilir. Çünkü en büyük sorunlarımızdan biri de dağıtım ve gösterim. Filmler üretiliyor ama seyirciyle buluşamıyor. Dijital ve fiziksel gösterim ağlarını güçlendirmek de önceliklerimiz arasında.”

Kültür Bakanlığı Şiirli Oda'nın İzinde Belgeselinin Desteğini "Politik" Olduğu Gerekçesiyle Geri İstedi
Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü, yönetmen Bingöl Elmas’ın Şiirli Oda'nın İzinde adlı belgeseli için daha önce sağladığı 175 bin liralık yapım desteğini, filmin “politik” olması gerekçesiyle, faiziyle birlikte geri istedi.
Kısa Dalga’dan Suzan Demir’e konuşan Elmas, filmin içeriğinin bakanlığa sunulan sinopsis ve senaryoda en başından beri detaylıca yer aldığını belirterek, "Senaryomda Mükremin Tokmak’ın yerel tarihçi olduğu, çevre mücadelesi yürüttüğü ve yıkılmak istenen peri bacalarının önünde nöbet tuttuğu açıkça yazıyordu" diyerek projenin bu haliyle onaylandığını vurguladı.
Elmas, filmi teslim ettikten yaklaşık 2,5 ay sonra kendisine ret yazısının ulaştığını, bunun ardından yetkililerle yaptığı telefon görüşmelerinde ise filminin politik bulunduğunu ve Kapadokya'daki tahribattan bakanlığın sorumlu tutulmasının kabul edilemeyeceğinin söylendiğini aktardı.
Geçmişte de aynı kurumdan destek aldığını ancak o dönem filmlerin yalnızca teknik standartlar açısından incelenip içeriğe müdahale edilmediğini hatırlatan Elmas, karşılaştığı yeni uygulamayı şu sözlerle eleştirdi: “Geçen zaman içinde gördük ki bakanlık, filmleri sansür anlayışıyla değerlendirmeye başlamış. Bunu kabul etmeyenleri ise verdiği desteği faiziyle birlikte geri isteyerek cezalandırıyor. Böyle bir uygulama kabul edilemez. Sektörün de buna sessiz kalması ve uzlaşması ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu.”
Sinema Destekleme Kurulu'nun dağıttığı fonların aslında sektörün kendi kaynaklarından oluştuğuna ve meslek örgütlerinin çabalarıyla erişilebilir bir mekanizma kurulduğuna dikkat çeken Elmas, zamanla bu yapının şeffaflığını yitirdiğini belirtti: “Benim gözlemime göre bakanlık zaman içinde destek mekanizmasını iktidarın kültür politikalarının bir parçası hâline getirdi. Sonrasında ise kültür savaşlarının bir parçası hâline geldi ve gerçek bir sansür mekanizmasına dönüştü. Filmleri proje aşamasında değerlendiren kurulun kabul sürecinde kimlerin görev aldığına, hangi ölçütlerle karar verdiklerine ve mesleki yetkinliklerine ilişkin hiçbir bilgimiz yok.”

Çiğdem Mater ve Mine Özerden 5 Gün İçinde Önce Şakran'a, Ardından Marmara Cezaevi'ne Sevk Edildi
Gezi Parkı davasında "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım" suçlamasıyla 18 yıl hapis cezası alan sinemacılar Çiğdem Mater ve Mine Özerden, herhangi bir gerekçe gösterilmeden beş gün içinde iki farklı cezaevine nakledildi.
Nisan 2022'den beri Bakırköy Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutulan Mater ve Özerden, 20 Temmuz'da İzmir Şakran Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderildi. İki isim, bu işlemden sadece beş gün sonra, 25 Temmuz'da yeniden İstanbul'a getirilerek Marmara Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildi.
Mater ve Özerden’in avukatları, hiçbir gerekçe gösterilmeden yapılan bu sevk işlemlerine tepki gösterdi. Bianet’e konuşan Çiğdem Mater’in avukatı Hürrem Sönmez, tutukluların ailelerinin ve avukatlarının İstanbul'da yaşadığını hatırlatarak, İzmir'e yapılan sevkin ziyaretleri zorlaştırdığını ve cezaevi koşullarının ötesinde "ayrı bir izolasyon" yarattığını belirtti.
Sevkleri ve yaygınlaşan tutuklamaları kültür ve sanat alanına yönelik çok katmanlı bir cezalandırma pratiği olarak ele alan Berna Güler'in kapsamlı yazısını [buradan] okuyabilirsiniz.

Japonya'da Yaşayan Kürt Sinemacı Murat Çiçek, Geçirdiği Trafik Kazası Sonrası Götürüldüğü Karakolda Hayatını Kaybetti
2019 yılından bu yana Japonya'da yaşayan Çiçek'in, 25 Haziran'da maddi hasarlı bir trafik kazasının ardından götürüldüğü karakolda telefonu elinden alındı ve avukatıyla ya da yakınlarıyla görüşmesine izin verilmedi. Çiçek'ten haber alamayan Japon ve Kürt arkadaşları karakola üç kez gitmelerine rağmen kendilerine yalnızca gözaltında olduğu bilgisi verildi.
3 Temmuz'da gözaltındayken şüpheli bir şekilde yaşamını yitiren Murat Çiçek'in ölüm haberi ise Almanya'da yaşayan ailesine ancak beş gün sonra bildirildi. Ölüm nedeni hâlâ netlik kazanmayan Çiçek'in cenazesi, 20 Temmuz'da memleketi Hakkâri'deki Yeni Mahalle Mezarlığı'nda toprağa verildi.
Olayın ardından İnsan Hakları Derneği (İHD) Hakkâri Şubesi, bir basın açıklaması düzenledi. Gözaltındaki ölümlerde devlet makamlarının sorumluluğunun ağırlaştığını vurgulayan İHD, olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasını talep etti.
Açıklamada, "Yaşam hakkı, ulusal sınırlar ve yurttaşlık statüsüyle sınırlandırılamayacak en temel insan hakkıdır. Gözaltı altında bulunan bir kişinin yaşamını yitirmesi halinde olayın etkili, bağımsız, tarafsız ve şeffaf biçimde soruşturulması zorunludur" ifadelerine yer verildi. İHD yetkilileri ayrıca göçmen, mülteci ve işçi statüsündeki herkesin yaşam ve kişi güvenliği hakkına dikkat çekerek, ailenin dile getirdiği kötü muamele ve işkence iddialarının uluslararası standartlarda araştırılması gerektiğini belirtti.
Japonya'da yaşayan Kürtlerin uzun süredir göçmenlik statüsü, çalışma koşulları ve ayrımcı söylemler nedeniyle baskı altında olduğuna dikkat çeken İHD, Murat Çiçek'in ölümünün bu bağlamdan bağımsız değerlendirilemeyeceğinin altını çizdi.
Kürt Sinemacılar İnisiyatifi sosyal medya üzerinden yayımladığı açıklama ile olayın aydınlatılmasını isteyerek şu ifadelere yer verdi: "Biz Kürt Sinemacılar İnisiyatifi olarak, gözaltından önceki bir görüşmede, memleketi Hakkâri'ye dönme isteğini dile getiren Kürt sinemacı Murat Çiçek'in gözaltında öldürülmüş olduğunu düşünüyor, olayın bağımsız bir heyet tarafından etkin bir soruşturma yöntemiyle aydınlatılmasını, kastı ve ihmali olanların derhal yargı önüne çıkarılmasını talep ediyoruz. Sürecin takipçisi olacağımızı ve olay adil bir heyetçe aydınlatılıncaya ve hukuki, insani gerekleri yerine getirilinceye kadar, ulusal, uluslararası tüm zeminlerde bu olayın peşini bırakmayacağımızı ilan ediyoruz."

Film Değerlendirme Ağı Letterboxd'ın Satışı Gündemde
Film severlerin uğrak noktası Letterboxd'ın son aylarda potansiyel alıcılarla masaya oturduğu konuşuluyor. Kısa süre önce çevrimiçi video kiralama hizmeti de başlatan platformun çoğunluk hissesi Kanadalı şirket Tiny’ye ait. Tiny, 2023 yılında Letterboxd hisselerinin %60’ını satın almıştı. Platformun kurucu ortakları Matthew Buchanan ve Karl von Randow ise kalan %40'lık payı elinde tutuyor.
Bu satın alım için Netflix, Sony veya Paramount gibi film şirketleriyle görüşüldüğüne dair söylentiler ise yeni tartışmalara yol açtı. Bu durum, söz konusu stüdyoların platformda kendi yapımlarına öncelik verip vermeyeceği sorusunu gündeme getiriyor. Film değerlendirme sitesi Rotten Tomatoes’un yıllardır NBC Universal’ın çatısı altında yer almasının bazı eleştirmenlerce sorunlu bulunması, IMDb’nin sahibi olan e-ticaret devi Amazon’un film prodüksiyonuna başladıktan sonra amazon üyelikleriyle Imdb üyeliklerini bağlaması ve platformu kendi filmlerinin reklamını yapmak için kullanması gibi örnekler tarafsızlık konusunda yaşanan bu endişeleri doğrular nitelikte. Klasik Hollywood döneminde film yapım şirketlerinin aynı zamanda sinema salonlarına sahip olarak üretim-dağıtım-gösterim tekeli oluşturmaları büyük tartışmalara sebep olmuş ve Amerikan rekabet hukuku ile bu tekelleşme yasaklanmıştı. Bugün film yapım şirketlerinin sinemanın dijital alanlarına hakimiyetiyle benzer bir tekelleşme tartışması ortaya çıkabilir mi zaman gösterecek.
Dekadraj'ın Tavsiyeleri
Gündem ve Sinema
F Tipi Cezaevleri
Siyasi tutukluların her geçen gün arttığı, kültür-sanat alanında sansür ve baskı mekanizmalarının tüm şiddetiyle süre geldiği bu dönemde tutuklu sayısı arttıkça F tipi cezaevleri daha fazla gündeme geliyor. Tutukluyu insanlıktan çıkaracak boyuttaki tecrit koşulları yaratan F tipi uygulanmaya konduğu günden bu yana devlet eliyle işlenen bir insanlık suçu olmaya devam ediyor. Biz de bu ayki önerilerimizde F tipi cezaevlerinin nasıl doğduğundan, nasıl uygulandığına, psikolojik etkilerinden, doğurduğu sonuçlara kadar birçok şeyi ele alan üç filmle sizlerleyiz.

- F Tipi Film (2012) - Antoloji
Grup Yorum tarafından geliştirilen ve Sırrı Süreyya Önder, Barış Pirhasan, Reis Çelik, Ezel Akay gibi yönetmenlerin kısa filmlerinden oluşan antoloji çalışması Türkiye'deki F tipi cezaevi uygulamasını, hücre sistemini, tecrit mekanizmasını ele alıyor. Yalnızlaştırarak kişiyi psikolojik olarak yıpratan, insanlık sınırlarını zorlayan bu pratiğe karşı bir yandan da ortaya koyulan direniş biçimlerini izleyiciye sunuyor.

- Sessiz Ölüm (2001) - Hüseyin Karabey
Hüseyin Karabey yönetmenliğindeki Sessiz Ölüm belgeseli Türkiye'nin yanı sıra İspanya, İtalya, Almanya, Kuzey İrlanda ve Amerika'da hücre tipi cezaevi ve tecrit politikasının nasıl işlediğini, bunu deneyimlemiş kişilerin röportajları üzerinden aktarıyor. Genellikle ETA, IRA ve benzeri örgüt üyelerinin, yani siyasi tutukluların sosyal izolasyon ile uğradıkları psikolojik şiddetin boyutlarını en derin tecrübelerle inceliyor.

- Meret (2010) - Hakan Ömer Zorka
Meret, hücre tipi bir cezaevinde yalnızlık hâliyle psikolojik olarak yıpranan bir mahkûmun kendini meşgul etmek için o küçük odadaki çabasını ve insan kalabilme mücadelesini aktarıyor. Tecridin yarattığı psikolojik yıkımın acısının yanı sıra içine düşülen durumun ironisini ve yer yer komedisini ortaya koyarak hapisliğin insaniliğini de gösteriyor.
Bu ay gösterimde ne var?
Dünyanın önde gelen sessiz film festivallerinden Bonn Sessiz Film Festivali, bu yıl 41. defa gerçekleşecek. Almanya'nın Bonn kentinde 13-23 Ağustos günleri arasında gerçekleşecek festivalde, yakın zamanda restore edilmiş ve prömiyerini yapacak filmlerin yanında dönemin klasikleri de bulunuyor. Programın hatırı sayılır bir kısmı 15-26 Ağustos günleri arasında, her film iki gün açık kalacak şekilde online izlemeye de sunulacak. Biz de size bu ay bu değerli seçkiden öne çıkan sessiz filmlerden önerilerde bulunacağız.

- Gösta Berling Efsanesi (1924) - Mauritz Stiller
İlk olarak, İsveç sinemasının önemli isimlerinden Mauritz Stiller'in yönettiği ve sonradan Hollywood'un ikonik yıldızlarından olacak Greta Garbo'nun meşhur eden 1924 yapımı Gösta Berling Efsanesi. Nobel ödüllü İsveçli yazar Selma Lagerlöf'ün romanından uyarlanan film, İsveç'te o zamana kadar çekilen en yüksek bütçeli filmlerden biri. Bu festivalde prömiyerini yapacak versiyon uzun zaman sonra ilk defa filmi orijinal uzunluğuna yakın ve iki parçaya bölünmüş şekilde sunuyor. Birinci kısım 15-17 Ağustos, ikinci kısım ise 16-18 Ağustos tarihleri arasında izlenebilecek.

- Dante'nin Cehennemi (1911) - Francesco Bertolini, Adolfo Padovan ve Giuseppe de Liguoro
Bir diğer dikkat çeken film ise İtalya'nın ilk uzun metrajlı filmi kabul edilen 1911 yapımı Dante'nin Cehennemi. İlahi Komedya'nın ilk kısmını uyarlayan ve dönemine göre muazzam bir bütçeyle çekilen filmin görsel efektleri, set tasarımı ve kostümleri bugün bile seyircileri kendine hayran bırakmayı başarıyor. Sessiz dönemin devamında çekilen birçok korku filmini ve fantastik filmi ciddi oranda etkileyen film 22-24 Ağustos tarihleri arasında erişime açık olacak.

- The Garden of Eden (1928) - Lewis Milestone
Sesli dönemde bilinen Hollywood yönetmenlerinden olmaya devam edecek ve All Quiet On The Western Front ile Oscar sahibi olacak yönetmen Lewis Milestone'un kariyerinin erken döneminde çektiği The Garden of Eden adlı komedisi festival seçkisinde yerini alıyor. William Cameron Menzies'in Art Deco etkili setleri ve yazdığı Lubitsch filmleriyle bilinen Hanns Kräly'nin senaryosu sayesinde öne çıkan film 23-25 Ağustos tarihlerinde erişime açık olacak.
Geçtiğimiz ay Dekadraj
- Ömer Şemsi Türk bu ilk yazısı “İntikamdan Kabullenişe: Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri” ile Türkiye Sinemasının son yıllarda öne çıkan filmlerinden Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri’ni ele alıyor. Ömer Şemsi, filmi takip ederek gündelik hayattaki bir çatışmanın tasavvufî bir teslimiyet ve trajik bir uzlaşıyla son buluşunu kaleme alıyor.
- Bu ay Tevfik Samed Arslan, Andre Bazin’in “Sinema Fani Midir?” yazısının çevirisiyle bizlerle. Bazin’in 1953 yılında kaleme aldığı yazının üzerinden yıllar geçmesine rağmen, metin bize sinemanın geleceği ve teorisi üzerine birçok soruyu sorma imkânı sunuyor.
- Hans Richter’in 1951 yılında yayınlanan "The Film as an Original Art Form" metninin çevirisini Kerem Mazman “Özgün Bir Sanat Biçimi Olarak Film” başlığıyla bizlere sunuyor. Richter bu yazısında, sinemanın erken yılları olmasına rağmen, kapsamlı bir teorik ve estetik tartışmayı ortaya koyuyor.



